6/9/2009
Umut Tabak / Röportaj
İTÜ Sözlük extra için yollara düşen pedagojik formasyon (Burak Topçuoğlu), yanına sözlük yazarı ya moor'u da alarak Kurtlar Vadisi'nin Polat Alemdar'ı da dahil, birçok dizi karakterine sesini veren Umut Tabak'ı buldu. Ona dublaj nedir, dublajcılar ne yer ne içer sordu.
Öncelikle kısaca kendini bize tanıtır mısın? Tiyatroya ve dublaja nasıl başladın?
1979’da Edirne’de doğdum, liseden itibaren İstanbul’a yerleştik. Alman Lisesi’ni bitirdim. Sonra tiyatroya girmek istiyordum, ancak annemler bir türlü onay vermediler. Bu yüzden Marmara Üniversitesi Sinema-Televizyon’a girdim. Bir sene oraya devam ettim ama huzur bulamadım.
İlk senesini bitirdim ve sonrasında bir arkadaşın tavsiyesiyle Haldun Dormen ile görüştüm. Tiyatro yapmak istediğimi ve eninde sonunda bir şekilde konservatuara gireceğimi söyledim. Haldun Hoca gel o halde dur burda, provalarımızı izle dedi, “Yukarda Biri mi Var?” oynuyorlardı. O oyunun provalarını, oyunun başrol oyuncularından daha fazla takip ettim, tabi dikkatini çekti. Hani arada sahne provalarında biri olmadı yerine oynadım, okuma provalarında biri olmadı onun yerine okudum. “Anfitrion 2000” in provaları başladı daha sonra, Haldun Hoca koroda bir yer olduğunu söyledi, ben de hemen kabul ettim. Oyun çok uzun süre oynanmadı ama benim için bir başlangıçtı.
Orada vakit geçirirken çok da iyi bir dublajcı olduğunu bildiğim Gülen Karaman’la tanıştım. Benim de dublaj isteğim eskidir, ilkokuldayken daha TRT’nin çocuk programında dublajı tanıttılar. O zamandan aklımda kalmıştı. Bütün sesleri tanırım televizyonda, büyük bir ilgim vardır. Sinema-Televizyon’dan, Discovery Channel’da çalışan arkadaşlar vardı, onlara soruyordum dublaj işine nasıl girilebilir diye. Olmadı onlar ama, daha sonra Gülen Abla’ya danıştım, çok zamandır var kafamda ne yapabilirim diye. O da beni Senkron Tv’ye yönlendirdi. Orada başladım ve yedi senedir yapıyorum.
Dublaja neden gerek var?
Sesli film çekme tekniği zaten Türkiye’ye yeni yeni geliyor. Nerdeyse her filme dublaj yapılıyor. Nerden doğduğunu bilemiyorum aslında, ama neden devam ettiği hakkında bir fikrim var. Amerika ile bir antlaşma var, buna göre kültür ürünlerine kota uygulanamaz. Dublaj yapmamak ve alt yazıyla yayınlamak bir kotaya giriyor. Diyorlar ki, halkın yüzde bilmem kaçı okur yazar değil ve benim ürünlerim dublaj olmadan talep ettiğim kadar etkili olmaz. Kendi ürününü, bizim halkımıza da yedirme endişesi işte. Kültür politikası.
Dublaj sanatçısının hayat düzeni, çalışma yoğunluğu nasıldır?
Nasıl çalışacağım hiç belli olmuyor. Çok düzensiz, sabahın köründe de olabiliyor. Mesela Kurtlar Vadisi’ne sabaha karşı üç-dört gibi gittim. Özellikle dizilerin başlangıç dönemini çok düzensizdir. Yine de işin dört veya beş bölümünden sonra biraz düzene giriyor. İnsanlarla paslaşarak hallediliyor, ama düzeni bozuk oluyor.
Çalışma yoğunluğu sezona göre değişiyor. Yazın yerli dizilerin çoğu bitiyor, yazlık diziler başlıyor ve kış sezonu kadar yoğun olmuyor. Şu an yaz dönemi, iki yerli dizide konuşuyorum mesela, bunlar dışında da yabancı film dublajları var.
Sinemada vizyona giren filmlerde ne sıklıkta seslendirme yapıyorsun?
Zaten sadece büyük projeler veya animasyonlarda dublaj yapılıyor. King Kong geldi mesela.
Orada bizzat goril rolünde tabi.
Tabi orda gorilin ayak iziydim, kükremeler falan hep benden geldi. Şaka bir yana Adrian Brody’ yi seslendirdim. Şu anda başka hatırlayabildiğim, Ice Age’de başrolde ki Keçeli Sıçanı (Flash), Fantastic Four’da ateş adamı, Robots’da kötü karakteri, Arthur’da Snoop Dog’u konuştum. Senede 2-3 film oluyor.
Artık sinemada vizyona giren filmlerde şöyle bir teknik kullanılıyor. Sadece seslendirdiğin insanı görüyorsun işi yaparken. Baştan sona konuştum filmde, bir kere King Kong’un ayağını görmedim. Yani yine işini yapabilecek kadar yetiyor ama filmden birşey anlamıyorsun.
Dublajını yaptığın filmleri izliyor musun?
Başlarda izlemeye çalışıyordum ama hepsini takip edemiyorum. Bir arşivim var yine de, olabildiğince dvd’lerini falan alıp arşivime koyuyorum.
Polat karakteri ile anılman isminin ciddi karakter seslendirmeleri için aranmasına sebep oldu mu? Keçeli Sıçan’ı konuştum diyorsun, çok ilginç bir örnek...
Keçeli Sıçan’ı, benim ses yelpazemi bilen biri konuşturur. Sadece Polat’ı bilen konuşturmaz.
Peki dublaj için iyi casting yapabilenler var mı?
Castingi genelde ses yönetmenleri yapar. Zaten piyasada sayılı insanız. Türkiye’de kayıtlı Sesbir üyesi olsa olsa beşyüzdür.
Madem bu kadar az kişi var, bu durumda işler nasıl yetişiyor? Ya da biz kalitesiz dublaj nasıl duyuyoruz?
Biz bir buçuk-iki sene süren ve geçen sene biten bir boykot yapmıştık. Orjinal film dublajının çalışma koşulları çok düşmüştü. Tek sayfa rol konuşuyorsun, atıyorum “polis1” konuşuyorsun, iki-üç YTL para veriyorlardı. Başrol konuşuyorsun, mesela Tom Cruise diyelim, verdikleri para onbeş-yirmi YTL. Stüdyoların teknik şartları da kötüydü. Bu çalışma koşullarına ve fiyatlara karşı bir boykot yapıldı. Bu işi sokaktan geçen adam yapamasın, bilen yapsın sadece istiyorduk. En azından, sadece yetkili kişilerin verdiği kurslara katılım gösterip sertifika alarak falan yapsınlar istedik.
Onları konuşturmak nasıl işlerine geliyor ki işverenlerin?
Kanalların umurunda olmuyor ki. Kaliteli iş kaygıları yok. Ancak çok prestijli işlerin üstüne gidiliyor, Yüzüklerin Efendisi gibi, zaten bu tip filmlerde de sinemadaki dublajlar kullanılıyor. Ama kendi gösterdikleri filmlerde umursamıyorlar. Ağız dolsun yeter ki diye bakıyorlar.
Orjinal dublajda en iyi parayı veren TRT’dir. Onlar memurlarda olduğu gibi belli bir zam ile değişen bir ücret ödüyorlar. Ama özel sektörde beş senedir falan sabit kalmıştı. TRT’de en azından sürekli güncelleniyor. Bir başrol yüzelli-ikiyüz YTL arasıdır. Biz bunu da istemedik, hani TRT kadar da olmasın ama bir başrol yüz YTL olsun mesela, yan rol atmış olsun, minimum rol yirmi YTL olsun istedik. Bunlar batıyla karşılaştırılınca yine komik kalıyor, ama bari TRT’ye yaklaştıralım diye bu boykot yapıldı. Ancak bu istekleri üç stüdyo kabul etmedi. Zaten bu stüdyolar piyasadaki işlerin çoğunu karşılayan şirketlerdi. Bu stüdyo sahiplerinden birinin sahipleri eski dublajcılardı. Onların arkadaşı olan onbir kişi Sesbir’den istifa ederek boykotu kırdılar ve çevreden de hevesli adam toparlayarak işi devam ettirmeye çalıştılar, bu nedenlerden de kalite düştü doğal olarak. Aslında o stüdyoların da fiyatları kabul ettiremediği yer kanallardı, bu şekilde bir çıkmaza girdi.
Türkiye dublajda en iyilerdendir diye söylenir. Sence doğru mu?
Almanya ve Türkiye, Avrupa’da en iyilermiş, ancak çıkan genel işlere bakacak olursak, şu an Almanya’nın daha önde olduğunu söyleyebiliriz. Bizde de eskiden daha iyiymiş ama bu stüdyoların politikasına bağlı. Bütün kadroyu dublajcılardan kullanıyor, parasından sakınmıyorlar, o zaman iyi işler çıkıyor. Ama son koşullar ile bizde kalitede genel bir düşüş var. Özen gösterilen işleri yine iyi yapıyoruz, ama bunlar da genelde vizyona giren filmlerde oluyor. Daha ciddi bakılıyor. Mesela Yüzüklerin Efendisi çok iyi bir işti. Bu tip işlerde testler yapılıyor. Örneklersem, Frodo için Amerika’ya bir kaç ses gönderiliyor, aralarında seçme yaparak karar veriliyor. İşin titiz yapıldığı yerlerde yine kaliteli işler çıkıyor. Dublaj burada, Almanya’da yapıldığından çok daha hızlı yapılıyor. Orada kaydı, texti alıp prova yapıyorlar, bir hafta gibi bir vakitleri oluyor. Bizim bu kadar imkanımız da olmuyor. Mesela Kurtlar Vadisi Irak. Çok önem verilen bir yapımdı, ama o bile üç gün sürmüştü.
Diğer filmlerin dublajı ne kadar sürüyor?
İki saatlik bir filmde, bir rolün dublajı bir buçuk saat gibi bir sürede yapılıyor. Bölerek veriyorlar sahneleri ama tabi bu da belirli bir zorluk çıkarıyor. Sonuçta ilk defa izlediğin birşey oluyor. Sahnenin sonrasını tahmin etmeye çalışıyorsun, ona göre hızlı bir şekilde oturtabilmek gerekiyor.
Oyunculuğun dublaj işine katkısı var mıdır?
Oyuncular yapsa dublajı daha iyi olur tabi ama şart değil. Genelde insanlar dublajın hobi olarak yapıldığını sanıyorlar. Öyle bir yanılsamaları var. Bir gün kayıttaydık, telefon çaldı, yönetmen arkadaş açtı telefonu. Banka memuru bir hanım arıyordu; “Beşten sonra müsaitim, sesimin de güzel olduğunu söylerler, dublaj yapayım, nasıl olur?” dedi. Türkiye’de nedense herkes yapabilirmiş gibi hissediyor bu işi ama aslında göründüğü kadar kolay değil.
Yabancı film dublajı yaparken, karşında zaten çok iyi bir aktör oluyor. Burada benim işim onun oyununu olabildiği kadar, - tam anlamıyla olmasını iddia etmek açgözlülük olur zaten- , türkçeye çevirerek izleyiciye aktarabilmeye çalışmaktır. Bir yandan oradaki oyuncu ile yarışmak zorunda hissediyorsun, onun oyunculuğunu bozmamak için çaba göstermek gerekiyor.
Ama yerli dublajda farklı bir durum söz konusu, bu arada zaten ya karşında sesi kötü olan biri, ya oyuncu olmayan biri, ya da oyuncu olup dublajı beceremeyen biri var. Burada sadece işin görüntü kısmı halledilmiş oluyor. Biz seslendirmecilere ihtiyaç duyuluyor zaten. Yerli dublajda oyunun büyük kısmını vermek seslendirmeciye düşüyor. Yabancı film dublajı ile çok farklılar.

Senin oyunculuğunun dublaj kariyerine ne kadar etkisi oldu?
Yabancı film dublajından başlayanlarda özellikle vardır bu; yalancı, yapay kalan bir tonlama vardır. Hayatın dışından tonlar. Benim için, dublaj sahneye kötü etki ediyordu. Ama konservatuar doğallaştırdı beni dublaj konusunda, iyice törpüledi. Aslında istediğimin tam tersi oldu. Sahnede çok yanlış tonlamalar yapmama yol açıyordu, sesinle oyunu vermeye çalışıyorsun, yapay kalıyordu. Ama bunların üzerine gitmem de dublaj konusunda iyice ileriye taşıdı beni.
Seslendirdiğin aktörü sevmediğin zaman dublajda bunun kötü etkisini hissediyor musun?
Ben dublaj yaparken tamamen objetif olmaya çalışıyorum, aktöre hayran olmam ya da hiç sevmemem dublajımı etkilemiyor. Ben erotik film de konuştum, onda da en iyisini yapmaya çalıştım.
Yazalım mı bunları?
N’olacak sonuçta her dublajcının yaptığı bir şey bu. Ama artık yapmıyorum. Aslında biraz da bu o dönemin televizyon yayın durumuna bağlı tabi. Mesela bu erotik film seslendirdiğim dönemde Show Tv’nin kırmızı nokta kuşağı vardı. O zaman bu tip filmlerin dublajına ihtiyaç oluyordu. Yani televizyon kanallarının o dönemdeki tercihlerine, izleyici kitlesinin tercihlerine göre değişiyor.
Uzun süreli işler arasıdan sevdiğin iş hangisi oldu?
Mesela Kurtlar Vadisi’ni ilk sezonunda izlememiştim, bilmiyordum. Dahil olup da seslendirmeye başlayınca biraz izledim. İşlenen konu kötü gelmedi en azından, takip etmeye başladım, izleyip takip ettiğim tek işim oldu bu. Diğer dizileri takip etmiyorum. Zaten ben yerli dizi izlemiyorum. İzlediğim zaten bir Cnbc-e var. Dublajlı iş de pek izlemem ki ben.
Dublajlı iş neden izlemiyorsun peki?
Orada bir sürü renk, oyuncu var. Sen hep beşyüz kişilik bir gruptan duyuyorsun konuşmaları. Bir sürü aktör oynuyor, onları kendi sesinden, kendi oyunları ile dinlemek daha keyifli geliyor bana. Tabi çok iyi dublajlar oluyor, bunu da yadsıyamam.
Hangi dizileri izliyorsun? Bu dizilerden kimleri seslendirmek isterdin?
Lost, 24 ve Heroes izliyorum. 24’te zaten ATV zamanında Tony Almeida’yı konuşmuştum. Lost’da Sawyer’ı, Heroes’da da Sylar’ı konuşmak isterdim.
Eskiden sanırım bu daha çok oluyordu, belli sesleri sürekli duyuyorduk. Mesela bir Rambo sesi vardır, birçok yerde duydum.
Sezai Aydın tabi. Sylvester Stallone, Fred Çakmaktaş, Al Pacino, Bill Cosby, Ayı Yogi gibi bir çok kişiyi seslendirmiştir.
Bu iş böyle mi ilerliyor yani? Bir aktöre birisi veriliyor ve bundan sonra aynı aktörü hep aynı kişi mi seslendiriyor?
Eskiden öyleymiş evet. Ama şimdi stüdyo sayısı çoğaldı. Mesela şimdi televizonu açıyorum, bir tane Sylvester Stallone filmi görüyorum, başka bir arkadaşımın seslendirdiğini duyabiliyorum. Zamanında ünleniyordu gerçekten sesler. Bir Bruce Willis sesi vardı, rahmetli Alev Sezer. Ki o yaşasaydı, sesini değiştirebileceklerini sanmıyorum. O kadar et ve tırnak gibi olmuşlardı.
Günlük hayatında, çok anlık bir tepkimede bir karaktere verdiğin sesi kullandığını farkediyor musun?
Sonuçta benim sesim, arada mutlaka oluyor. Hani Polat sesleri çok çıkarmıyorum tabi.
Türk filmlerinde dublaja gerek oluyor mu?
Bu ihtiyaç değişiyor; genelde oyuncular kendi dublajlarını kendileri yapıyor, sinema filmlerinde daha çok oyuncular kullanıldığı için. Artık zaten bazı filmlerde sesli çekim yapılmaya başlandı az da olsa. Ama yine de ünlü, oyuncu olmayan biri kullanılınca gerek duyuluyor.
Reklamlarda sürekli Okan Bayülgen gibi belli sesleri duyuyoruz. Daha dar bir çerçeve var. Nedeni nedir?
Reklamlarda bir prestij işi oluyor. Çok ünlü, seslendirme de yapan oyuncuları kullanıyorlar, Haluk Bilginer, Okan Bayülgen gibi. Reklam sektöründeki pasta küçük bir pasta ve dar bir grup arasında paylaşılıyor. Bunun nedeni de, reklamın çok büyük paralar yatırılan bir iş olması ve bundan dolayı da riske girmeyerek çok ünlü bir sesi kullanma istekleridir. Reklam sektörü, dublaj konusunda Türkiye’de tek casting yapan sektör. Diğer işlerde çevre stüdyolardan bulunur. Reklam için cast ajansları ses kataloglarından bakarak seçim yapıyorlar. Ancak işi çok iyi bilen insanların olduğunu sanmıyorum. Katalogdan bakıyorlar ve yok bu çok kalın kaçar şimdi, Polat’ı konuştu bu diyorlar, halbuki bilmiyorlar ki ben Ice Age’de Keçeli Sıçanı da konuştum.
Seslendirmeyi en çok istediğin karakter kimdir?
Hamlet diyebilirim. Kenneth Branagh’ın Hamlet’ini seslendirdim. Her oyuncunun kalbinde bi hamlet yatar zaten. Dublaj ile de olsa keyifliydi.
Peki bu konuda hiç eleştiri aldın mı?
Castingi yapan kişi mesela dublajdan sonra “Umut sen ne yapmışsın, Hamlet’i konuşmamış oynamışsın” dedi. Zaten dublaj işi de oyuncunun ritmini hissetmek ve onu yakalayabilmektir.
Bu işin mutlu eden yanları nedir peki, bu eleştiriler mi?
Takdir edilmek tabi hoşuna gider insanın. İlk çıktığımda daha çok oluyodu tabi bu, tanınmadığım için. Zekai Müftüoğlu ile bir defa kayda girmiştik. O da eski bilinen seslerdendir, büyük isimleri konuşmuştur.Uzun bir tiradım vardı, takılmadan sonuna kadar geldim, kayıt sırasında da dönüp beni izlemeye başladığını farkettim. Sonunda küçük bir hatam oldu, bitirince özür diledim ben de. Zekai Müftüoğlu da “olur mu aferin aferin, sen nerdensin kimsin sen, okullu musun” gibi birşey söylemişti. İlk zamanlar tabi tanımıyordu insanlar, şaşırıyolardı. Daha sonraları bu takdir, aldığın iş miktarıyla ilgili olmaya başladı. Çok iş alıyorsan biliyorsun ki takdir ediliyorsun.
Yabancı film dublajı yapmak da mutlu ediyor mesela, en çok ondan hoşlanıyorum. İyi bir oyuncunun dublajını yapmak güzel hissettiriyor.
İyi mi yoksa kötü karakter mi seslendirmekten hoşlanıyorsun?
Kötü karakterler daha zevkli oluyor sanırım.
Neden peki, daha hisli insanlar mı oluyorlar?
Ya hep kaybediyorlar, mazlumlar. Daha değişik olaylara giriyor, daha farklı işler yapıyor kötü karakterler, bu yüzden kendini denemek açısından da daha zevkli oluyor. Mesela Superman’ de Kevin Spacey’nin oynadığı Lex Luthor’ı seslendirmek zevkli olabilirdi.
Beğendiğin dublajcılar kimler?
Bayanlar dublajcılardan Gülen Karaman, Şenay Gürler ve Funda Oskay. Erkeklerden ise, Murat Şen, Uğur Taşdemir, Sungun Babacan ve Yekta Kopan ki en beğendiğim isimdir.
Vaktini ayırdığın için çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.
alıntı : itisözlük_extra


Konu: Umut Tabak.
Lost da bence Sowyer a kesinlikle olmazdın Umut abi sen jack de iyisin ama bende dublaj yapsam önüme LOST Gelse Sowyer ı seslendirmek isterdim .
Heroes de de sylar için bence biçilmiş kaftansın ama LOST gibi bir dizide iyi başrolken Heroes dede kötü başrol olmaz yadırganır onun için Sen bence LOST jack de muzzam bir iş çıakrtıyorsun orda kal çok çalışıyor ve çok iş yapıyor umut tabak aslında onun belli bir sesi var onun dışına çıktımı benimde çok hoşuma gitmiyor Örneğin Ica AGE deki mamut ve keseli sıçan hiç olmamıştı :D umut tabak ın çok çabuk deşifre edilebilir bir ses rengi var belli karakter seslendirmelerinin dışına çıktımı şahsen ben yadırgıyorum ama kesin olan bişiy var o bir 'Jön Turkish Dubbing Voicer '
Bağlantı »