20/11/2006
Tilbe Saran
Tiyatro yaşamınız nasıl başladı?
Annem üniversitede görevli olduÄŸu için üniversitenin anaokuluna gidiyordum. BeÅŸ yaÅŸlarında idim. Kuklalarla oynamayı ve seyretmeyi çok seviyordum. Herkesi beni seyretsinler diye zorluyordum. Sonunda günde 15 dakika kadar beni seyretmeye razı olmuÅŸlardı. Lisenin son sınıfında kararımı vermiÅŸtim, tiyatrocu olacaktım. Lise sonrası İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi ve Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde öğrenim gördüm. Benimle beraber okuyan arkadaÅŸlarımdan Demet AkbaÄŸ, Yasemin Yalçın, Gülen Kahraman, Roset HubeÅŸ, Özdemir ÇiftçioÄŸlu ve yıllardır Berlin'de sanat yaÅŸamını sürdüren Tayfun Kalender. Hocalarım ise; Çetin İpekkaya, Yıldız Kenter, Mehmet Birkiye, Suat Özturna, Cüneyt Türel, Engin UludaÄŸ ve Müjdat Gezen’di.
İlk sahneye çıkışım ise epey heyecanlı bir deneyimdi benim için... Yıldız Kenter'in tiyatrosunda "Arzu Tramvayı" sahneleniyordu. Oyundaki bir oyuncu hastalanmıştı. Bana haber verdiler. Çok heyacanlanmıştım. Oyunla ilgili hatırladığım tek şey, iki katlı dekoru nasıl salladığımdı !
Konservatuvarın tiyatro bölümünden mezun olduktan sonra profesyonel oyunculuk kapsamında hangi tiyatrolarda görev aldınız? Bu süreçte çok sayıda ödül aldığınızı biliyoruz. Bunlardan söz edebilir misiniz? Başarılı olmanızı neye bağlıyorsunuz?
Konservatuvarın Tiyatro Bölümü'nden mezun olduktan sonra sırasıyla Dormen, Kenter ve İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda oynadım. 1989'da sahnelenen "Kral Lear"daki "Cordelia" ve "Soytarı" rollerimle "Avni Dilligil" ve "Kültür Bakanlığı En İyi Kadın Oyuncu" ödüllerini, 1991'de "Vanya Dayı" oyununda "Sonia" rolü ile "Avni Dilligil En İyi Kadın Oyuncu", 1992'de "Tartuffe"teki "Elmire" rolü ile de "Kültür Bakanlığı Başarı Ödülü" aldım. 1996 yılında da AKSM Prodüksiyon Tiyatrosu'na girdim. 1996 yılında AKSM Prodüksiyon Tiyatrosu'ndaki ilk oyunum olan "Abelard ve Heloise" ile "Avni Dilligil En İyi Kadın Oyuncu", ikinci çalışmam "Alacaklılar" ile de "1998 Afife Jale En İyi Kadın Oyuncu Ödülü"nü aldım. Yine AKSM'in 2002'de sergilediğimiz "Tek Kişilik Şehir" oyunuyla da "Afife Jale En İyi Müzikal-Komedi Kadın Oyuncu Ödülü"nü aldım.
İşimde prensipli ve disiplinliyim. Prensipleriniz doğrultusunda hareket etmek ve disiplinli olup, çok çalışmak, yaptığınız işi önemsemek başarıyı getirir, buna inanıyorum. Ayrıca kalite standartlarınızın olması da başarıyı pekiştirir.
Son oyununuz Nathalie’de evliliÄŸi boyunca acı çekmiÅŸ bir soprano olan Sonia’yı canlandırıyorsunuz. Sonia, ayrı yaÅŸadığı eÅŸinden intikam almak istiyor. Acı çekmiÅŸ yaralı bir kadın olarak Sonia, yeniden iktidarı eline almak ve bitiremediÄŸi iliÅŸkisini kendi yarattığı Nathalie üzerinden sürdürmek isteyen bir kadının duygularını ve saplantılarını yansıtıyor. Bu süreçte de ilginç bir yöntem buluyor. Oyundaki Sonia karakterini siz nasıl deÄŸerlendiriyorsunuz?
Sonia, bir diva... Sıradan bir kadın deÄŸil. HerÅŸeyden önce çalışan, kariyer sahibi, baÅŸarılı bir sanatçı, çok güçlü, düzeyli, entellektüel, yaratıcı ve sıradan bir kadına göre hayatı daha dramatik yaÅŸayan bir kadın. Hayatını kurgulayabilen, teatral yaÅŸayabilen dramatik bir kadın Sonia. Kendisinin yarattığı Nathalie karakteri üzerinden eski eÅŸiyle bitiremediÄŸi, daha doÄŸrusu bitmesini kabul edemediÄŸi iliÅŸkisini sürdürüyor bir anlamda... Onun hayatını kontrol ediyor. Aslında çok ama çok acılı bir kadın Sonia –çok güçlü görünen ama yaralı bir kadın- onun hissettiÄŸi acıyı oyunda yüreÄŸinizde hissediyorsunuz.
"Nathalie" nasıl ortaya çıktı?
Zuhal Olcay ile birlikte iki kiÅŸilik bir oyunu sahneleme isteÄŸi ikimizde de vardı, daha önce biraraya gelememiÅŸtik. Oyun arayışı içindeydik. Yıllar önce İstanbul Åžehir Tiyatroları’nın repertuvarında yer alan iki kiÅŸilik bir oyunu öncelikle sahnelemek istedik ama senaryoyu alma giriÅŸimlerimizin olduÄŸu günlerde oyunu yeniden repertuvarlarına aldılar, onlar için de iyi oldu. Biz de baÅŸka bir oyun arayışı içine girdik. Bu süreçte Nathalie’nin yazarı Phillipe Blasband’in eÅŸi Aylin Hanım, ortak bir aile dostumuzun yiÄŸeniydi. O yaz Marmaris’e geliyorlardı. Ancak, programlarımız uyuÅŸmadığından Marmaris’te biraraya gelemedik. Daha sonraki yıl İstanbul’a geliÅŸlerinde adaya davet ettim. Phillipe Blasband, filmleri ödül almış baÅŸarılı bir senarist ve yönetmen. Geldiklerinde kendisine ait oyunları da okumam için bana bırakmışlardı. Ben bütün gece oyunların metinlerini okudum. Nathalie de bu oyunlardan biriydi, okuduÄŸumda çok heyecanlandım, sabah çok erken saatte Zuhal Olcay’a uyandırmamak için mesaj ilettim, ardından telefonda oyunu tüm detaylarıyla anlattım. Zuhal Olcay da heyecanlandı. Bu iÅŸi yapmaya karar verdik ve hızla iÅŸe koyulduk. Işıl KasapoÄŸlu, oyunun yönetmenliÄŸini üstlendi. Ekip olarak bu oyunu sahnelemekten dolayı çok mutlu olduÄŸumuzu belirtmeliyim.
Oyun, Belçikalı yazar Phillipe Blasband tarafından yazılmış. Oyun, Türk yazar tarafından Türkiye koşulları içerisinde yazılsaydı, Sonia yine intikam mı alırdı yoksa kendi kabuğuna mı çekilirdi? Bizim kadınlarımız sizce nasıl bir tutum sergilerdi? Ayrıca, Sonia kültürlü ve çok başarılı bir kadın profiliyle sahneleniyor. Kültürlü, güçlü ve başarılı kadınların sayısı ülkemizde sizce nasıl artar? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Oyunun yazarı Phillipe Blasband’in annesi İranlı, babası Belçikalı. Uzun yıllar ABD’de yaÅŸamış, eÅŸi de Türk. DoÄŸu kültürüne çok uzak bir yazar deÄŸil. Ancak, Sonia seviyesinde kadınlar, Avrupa ülkelerinde bile çok sayılı... O nedenle Türk kadınları ne yapardı ÅŸeklinde bir karşılaÅŸtırma yapmak da çok zor. Bilim, iÅŸ dünyası ve akademi bazında Avrupa ülkelerine baktığımızda ülkemizde bu alanlarda kadınların hiç de azımsanamayacak sayıda olduÄŸunu gözlemliyoruz. Dolayısıyla oransal bir fark yok. Handikap, orta düzeydeki insanımızı yeterince eÄŸitemiyor oluÅŸumuzda bence... Hala kızlarımızı okula göndermek için kampanyalar düzenliyoruz. Kadının eÄŸitim alması ve ekonomiye katkı yapması, ne yazık ki bu noktada çok içselleÅŸtirilebilmiÅŸ deÄŸil. Soruna bu noktadan bakmak gerekiyor. İşte bu noktada da "Sonia’nın yerinde Türk kadını olsaydı ne yapardı?" sorusunun yanıtını verebilmek oldukça zor, çünkü farklı sosyoekonomik seviyelerde ve eÄŸitim düzeyinde farklı davranışlar sergilenmesi mümkün.
OyunculuÄŸunuzun yanı sıra sizi seslendirme sanatçısı olarak da tanıyoruz. TukaÅŸ’ın reklam filmlerinin de seslendirmeleri sizin tarafınızdan yapıldı. Bu yöndeki çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?
1985 yılında konservatuvarda öğrenciydim. TRT yıllarıydı. O zaman reklam piyasasında da seslendirme yapılabilmesi için denetimli bir ses olunması koÅŸulu bulunuyordu. Metinlerin yazılmasından, çekime ve seslendirmeye kadar tüm süreçler denetlenmekteydi. Ben TRT’nin denetim onayı almış seslerinden biriydim. İlk seslendirme yaptığım reklam, bir deodorant reklam filmiydi. Daha sonra çok sayıda reklam filmi ve belgesellerin seslendirme çalışmalarına katıldım. Bu arada TukaÅŸ’ın 2002 yılından bu yana hazırladığı reklam filmlerindeki seslendirme çalışmalarını da ben yaptım. EÄŸlenceli ve mesajı çok açık keyifli reklamlardı.
Digital teknoloji çağı olarak değerlendirilen günümüzde tiyatronun geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Tiyatro aslında sorgulayan, muhalefet edendir. Eski Yunanlılar’daki yazılı tiyatro metinlerine baktığımızda, sorgulamak ve muhalefet etmek, aÄŸlatarak da gülerek de yapılmaktadır. Shakespeare, "Tiyatro, dünyaya ayna tutar" der. İnsanlar, yaÅŸadıkları hayata ve kendi dünyalarına ayna tutmak istedikçe, dil deÄŸiÅŸse de tiyatro da kendi içinde yenilenerek deÄŸiÅŸecek ama hep hayatımızda olacak. Buna yürekten inanıyorum.
Son yıllarda dile getirilen "Tiyatro batıyor" söylemlerine de kesinlikle katılmıyorum. Tiyatro batmıyor, buna inanıyorum. Bir ihtiyacı karşıladığı sürece tiyatro hep olacak. Üstelik tiyatronun sadık bir izleyicisi var. Çok sayıda insana ulaşılamıyor olması, aslında ekonomik nedenlerden ve tiyatro sahnelerinin kapasitelerinin yeterli olmayışından kaynaklanıyor. Ne yazık ki iyi salonlarımız yok. Sonrasında ekonomiye yönelik planlarımız olmadığı gibi kültürel planlarımız da yok, en fazla 3-5 günlük planlar yapıyoruz. Günlük yaşıyoruz. Böyle bir eksiğimiz olduğu için teknik eksiklerimiz de var. Salonların çoğunun ışıklandırma ve seslendirme alt yapısının yeterli olmayışı nedeniyle teknik sorunlar yaşanıyor. Zamanla bu sorunların da çözüleceğine inanıyorum.
Öte yandan, tv izlemek tiyatroya ya da sinemaya gitmekten çok daha ucuz. TV izlemek için para harcamıyoruz. Ancak TV, yüreğimize ve beynimize de en ufak katkıda bulunmuyor. Edilgen, tek taraflı ve eşitsiz bir ilişki var TV ile izleyici arasında... Tiyatroda ise tam tersine izleyici ile oyuncular arasında etkileşimli bir iletişim vardır. Tiyatroda izleyiciler de oyuna katkıda bulunur, her oyun izleyicisine göre başka oynanır, oyunun akışı ve oyuncuların performansı ve sahneye yansıyan ışık, izleyicinin ışığına göre değişir. İşte bu etkileşim, tiyatronun hep varolmasını sağlayacak.
Tilbe Saran, mutfakta nasıldır?
Felaket! YoÄŸun tempo içerisinde yıllardır yemek yapamıyorum. Seher teyzemiz var, usta bir aşçı oldu çıktı. Ben yalnızca özel günlerde mutfaÄŸa girer oldum. TelaÅŸlı ve aceleyim, bu nedenle de pratik ve zaman almayan yemekleri seviyorum. DoÄŸal beslenmeyi seviyorum. Katkısız ürünleri tercih ediyorum. TukaÅŸ’ın ketçap ve mayonezini de katkısız olduÄŸu için kullanıyorum. Bu arada eÅŸim Cüneyt Türel, tatlıyı çok sever. TukaÅŸ’ın kazandibi, ıslak çikolatalı kek ve profiterolünü piÅŸirdi geçtiÄŸimiz günlerde...
Tilbe Hanım, keyifli söyleşi için size teşekkür ediyoruz.
Tukaş web sitesinden alınmıştır
http://www.tukas.com.tr/icimizdendetay.aspx?id=7

Konu: tilbe saran
ben hep sesini tülay bursayla karıştırırdım ses tınıları birbirine çok yakın bence türkiyedeki en güzel ses tınılarından biri
Bağlantı »