7/2/2008
''Seslendirme” sektöründe bile siyasal ayrımcılık&

alimurat@yenisafak.com.tr
“Sol”un dindar kesimle bireysel ya da kurumsal ilişkilerinde ne denli hoyrat, saygısız ve de acımasız olduğunu, mecburiyetten dolayı uzun yıllardır kabuğuna çekilerek yaşayıp gidenler, böylesi hassas konularda acı verici deneyimler yaşamamış olanlar kesinlikle tam anlamıyla bilemezler. Bu kesimin mensupları, bir ömür boyu “İslâmcılar iktidara geldiklerinde bizi kıtır kıtır kesecekler” teranesiyle yaşar, kof ideolojilerini ayakta tutabilmek için bu ucuz argümana her fırsatta mal bulmuş mağribi gibi saldırırlar. Ancak, toplumsal hayatın her cephesinde İslâmcılara karşı ellerinde testerelerle dolaşanlar yine kendileridir.
Bundan çeyrek yüzyıl önce, “Yoksa sen Allah'a inanıyor musun?” şeklindeki sorularına “Evet, ne olmuş ki?” diye cevap verdiğimde topluca masayı terkeden üniversiteli solcu sınıf arkadaşlarımdan bu yana, hem bir gazeteci, hem de sade bir vatandaş olarak söz konusu alanda oldukça zengin deneyimlere sahip biriyim ben. En son da, geçtiğimiz günlerde, birşeyler atıştırmak üzere oturduğum kafeteryada, gazeteci olduğumu bir vesileyle öğrenince yanaşıp sohbet açmaya çabalayan bir tanesi, “Hangi gazetede görev yapıyorsunuz?” sorusuna “Yeni Şafak” cevabını alınca dehşet dolu gözlerle apar topar sıvışmıştı.
Hele de gazeteciliğin yanısıra, son on yılda reklâm sektörüne girdikten sonra, bu gibi deneyimlerim daha da zenginleşip arttı. Sözgelimi, seslerini her gün televizyonlarda hayranlıkla dinlediğimiz tiyatro ya da sinema kökenli kimi “seslendirme sanatçıları”nın “muhafazakâr kesim” boykotu, anılan sektörü yakından tanıyanlar arasında gayet iyi bilinen kronikleşmiş bir sorundur.
Nisbeten daha tecrübesiz olduğum geçmiş yıllarda defalarca refüze edildiğim ve artık vaziyeti çok iyi öğrendiğimden dolayıdır ki şimdilerde muhafazakâr cenahın firmalarına reklâm ya da tanıtım filmi seslendirmesi yaparken -müşteri her ne kadar onların seslerini talep etse de- bu tür fanatik tipleri aramamaya çalışıyorum. Çünkü, eğer tanıtılan ürün, bünyesinde inançlı insanların yoğunlaştığı bir vakıf, dernek, şirket ve belediye ya da dinî içerikli bir yayın ise bunlara kaç para teklif ederseniz edin, katiyen kabul etmez, dahası buz gibi bir sesle telefonu suratınıza kapatırlar. O yüzdendir ki yıllardan bu yana, ajanslar karşısında böylesi ucuz siyasal ayrımlara gitmeden işlerini büyük bir ciddiyetle yapan, her biri muhteşem birer ses rengi ve kalitesine sahip Kaya Akarsu, Cahit Şaher, Sungun Babacan, Nüvit Candaner, Zeki Atlı, Hayri Küçükdeniz ve Sacit Onan gibi gerçek anlamda demokrat sanatçılarla çalışmaya gayret ediyorum. Ki bunların bir kısmı yakın geçmişte pek çok defalar “Yeni Şafak seslendirmesi” de yapmış insanlardır.
Ancak, şu iyi bilinsin ki sektörde, bu işi “çifte kaşe ücreti” ödeseniz bile yapmayacak olanlar, yapanlardan çok daha fazla sayıda… Geçtiğimiz günlerde, prodüksiyon sektöründe görev yapan ve bu alanda eğitici-öğretici videolar hazırlayan bir okurumuz, sesini geçmiş yıllardaki Yeni Şafak reklâmlarından tanıdığı kıdemli tiyatrocu-seslendirme sanatçısı Kaya Akarsu'nun telefonunu almak üzere beni aradı. Akarsu'nun bu gibi konulardaki demokratlığından artık iyice emin olduğum için, telefonunu okurumuza büyük bir gönül rahatlığı içinde verdim. Ancak, aynı okurumuzdan dün gelen bir mesaj, onun “kontrollü bölge”nin dışına çıkmasıyla yaşayacaklarının traji-komik bir göstergesi durumundaydı. Şöyle diyordu mesajında:
“Ali Murat Bey; Kaya ağabey ile, aynen sizin de vurguladığınız gibi, harika bir seslendirme çalışması yaptık. Kendisi son derece kaliteli ve dost canlısı bir insan. Ancak, bu çalışmanın ardından, diğer bir filmimiz için başka bir anlatıcı sese ihtiyacımız oldu ve piyasanın tanınmış isimlerinden P.T'yi aradık. 'İslâmî içerikli bir video film hazırlıyoruz' der demez, 'Aman aman, eksik olsun, teşekkürler' diyerek telefonu yüzümüze kapattı. Elimde ahize, donakaldım. Çünkü hiç kimseyle hilal-i ahmer aşkına çalışmıyoruz. Seslendirme sektörü son derece yüksek ücretler talep ediyor ve biz de bunları iş bitiminde muhataplarımıza tak diye peşinen ödüyoruz. Bu profesyonel bir çalışma alanı; yarın öbür gün, eğer böyle bir iş gelirse rahatlıkla CHP'nin de seçim propaganda filmlerini hazırlayabiliriz. Yeter ki bizden genel ahlâka aykırı bir şey istenmesin. Gördüğüm hareket karşısında çok şaşırmış durumdayım. Lütfen bana 'İslâmi içerikli bir video filmi reddetmeyecek' başka bir seslendirme sanatçısı tavsiye ediniz.”
Sektörde bana göre daha yeni olan bu okurumuzun şaşkınlığı o kadar beyhude ki aslında… Çünkü, bilenler iyi bilir, bunlar böyledir. Öteden beri de böyleydiler. Kimbilir, bundan sonraki yıllarda daha nelerle karşılaşacak sevgili okurumuz...
Şimdi ben size, muhafazakâr yönetmenlerimizden Mesut Uçakan'ın filmlerinde -parasıyla- oynatacak aktör ve aktrist bulmakta zorlandığını söylesem, o konuda da mübalağa yaptığımı sanırsınız. Ancak bu da başka bir gerçek. Aslını astarını merak edenler, değerli yönetmenimizi gördüklerinde, sektörde şimdiye kadar yaşadıklarını bizzat ona sorsunlar.
Bu ülkenin böylesi utanç verici gerçeklerini değiştiremiyorsak, o zaman en azından kamuoyuna ifşâ edeceğiz. Edeceğiz ki milletimiz, bizi habire ilkellikle, partizanlıkla, tarafgirlikle suçlayıp aşağılayan, ancak ilkellik, partizanlık ve tarafgirliğin daniskasını sergileyenleri çok daha yakından tanısın.

Konu: İdeolojik Seslendirme..
Aslında bende bunula ilgili bir yazı yazacaktım...Muhafazakar bir kanala,firmaya ya da gazeteye,ırkçı bir kanala ya da gazeteye,zararları gözle görülebilen bir diziye ya da filme dublaj yaparken verdikleri zararı ya da sağladıkları yararı,katkıyı düşünüyor mu dublajcılar?herhangi bir yapıma sesleri veya cisimleriyle katkıda bulunurken bunların kendi görüşlerini yansıtmasına dikkat edıyorlar mı?ya da sadece işimi yapıp paramı alırım muhasebesi mi var?
Bağlantı »