14/12/2006
Seslendirme Sanatçıları Haklarını Arıyor
Yabancı dizi ve filmlerde karakterlere seslerini veren ve bir çoğu bu karakterlerle özdeşleştirilen dublaj sanatçıları, teliften sosyal haklara kadar bir çok konudaki sorunlarına çözüm arıyorlar.
Kültür ve Turizm Bakanlığının öngörüsüyle 2001 yılında kurulan Seslendirme Sanatçıları Meslek Birliği (Ses-Bir) çatısı altında toplanan sanatçılar, yasaların kendilerine sağladığı hakları alabilmek için sektördeki haksız uygulamalara karşı da mücadele ediyorlar.
Bir çoğu deneyimli tiyatro oyuncusu olan birlik üyeleri çabalarını yalnızca kendi haklarını alabilmek için değil, ekranlardan ve beyazperdeden daha doğru ve güzel bir Türkçe duyulabilmesi için de sürdürüyorlar.
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Ses-Bir Başkanı ve tiyatro sanatçısı Mehmet Atay, bakanlık öngörüsüyle kurulan ve 600'e yakın üyesi bulunan birliğin, 2001 yılında kurulmuş olmasına rağmen tüzüğünde bulunan ve yasalarla üyelerine sağlanan hakların hiçbirini elde edemediğini söyledi. Hakkın alınabilmesi için bu hakkı teslim edecek bir yapılanmaya ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Atay, sektörün kendi içinde gelişen uygulamaların bunu engellediğini anlattı.
TELİF HAKKI ALINAMIYOR
Yasaların dublaj sanatçılarına eser sahipleri gibi telif hakkı tanıdığını, ancak yapımcı ve yayıncı kuruluşların telife ilişkin talepleri yanıtsız bıraktığını ifade eden Atay, birliğin yaptırım gücünün olmamasının duyarsızlığı artırdığını kaydetti.
Yapımcı ve yayıncı kuruluşların seslendirme ücretleri konusunda birlik tarafından ilan edilmesi zorunlu olan ücret tarifesine uymadıklarını ifade eden Atay, şöyle konuştu:
''Birlik üyesi olmayan kişiler de sektörde faaliyet gösterebiliyorlar. Bunun önünde yasal bir engel yok. Yapımcı ve yayın kuruluşları bu yasal boşluğu bildiklerinden üye olmayanlarla çalışmayı tercih ediyorlar. Çünkü onların, bakanlığın verdiği fiyat tarifesine uyulması ya da telif gibi talepleri olmuyor. Ucuz işgücü temin ediyorlar. Birlik üyesi olanların da daima karşılaştıkları bir tehdit var; 'Siz bize tarifeyle mi geliyorsunuz, telif haklarıyla mı geliyorsunuz? Bizde birlik üyeleriyle çalışmayız' denebiliyor. Bu durum her zaman bir tehdit mekanizması olarak karşımıza çıkıyor.''
Seslendirdiği yapımdan telif alabilmek için mücadele eden sanatçıların ''sektörde bir daha iş yapamama'' sorunuyla karşı karşıya kaldığını anlatan Atay, ''Filmin ithal ediliş sürecinden başlayarak milyarların döndüğü bir sektör bu. Yaratılan ekonomi yabancı ekonomilere yüz binlerce doları hiç itiraz etmeden ödüyor. Ama kendi ekonomisiyle ilgili bir bütçeyi mümkün olduğu kadar kısarak, hatta yerlerde süründürerek sektör olmaması için elinden geleni yapıyor'' diye konuştu.
DÜŞÜK ÜCRET, DÜŞÜK KALİTE
Atay, düşük ücretle çalıştırma eğiliminin bu işin ustalarını sektörden uzaklaştırdığını, çeviriden başlayarak her aşamada özensiz bir yaklaşımın hakim olduğunu ileri sürdü. Seslendirmenin mutlaka drama eğitimi almış kişiler tarafından yapılması gerektiğinin altını çizen Atay, şöyle konuştu: ''Ben artık TRT dışında dublajlı film izleyemiyorum. Filmdeki oyun öyle bir kondisyon istiyor ki; ama karşıdaki kişi bunu yapabilecek düzeyde olmadığından zavallı bir şey çıkıyor ortaya.
Bizim neslimiz bir şeylerin iyi olduğu zamanları gördü. Konulu filmde her oyuncu seslendireceği rol için bir gün prova yapardı. 1-1.5 gün de kaydı sürerdi. Şimdi teknolojiyle boşlukları geçerek filmin süresinden az süren kayıtlar yapılıyor. Seslendirme işi yönetmenle yapılır. Oysa şimdi TRT dışında hiçbir şekilde yönetmen kullanılmıyor. Sesçilere bırakılıyor. Yalnızca senkronizasyona bakılıyor. Hiçbir bilgileri, birikimleri ve Türkçe konusunda eğitimleri olmayan insanları mikrofon karşısına çıkarınca dublajın kalitesinden söz etmek mümkün değil.''
OLAN TÜRKÇEYE OLUYOR
Atay, yeterli donanıma sahip olmayan kişilere yaptırılan seslendirmeden en büyük zararı Türkçe'nin gördüğünü belirterek, ''Çeviri ve seslendirmede korkunç Türkçe zaafları oluşuyor'' dedi. Türkçe'nin kendine özgü melodisinin yanlış kullanım nedeniyle yok olduğuna dikkati çeken Atay, ''Deneyimsiz, eğitimsiz insanlar, denetimden geçirilmeyen işler Türkçe'nin müzikalitesine çok büyük darbe vurmuştur. Gençlerimiz İngilizce konuşur gibi Türkçe konuşuyorlar. Türkçe bu hale, üzerlerinde hiçbir denetim olmayan medya kuruluşları tarafından getirildi'' diye konuştu.
Özellikle çizgi filmleri seslendirenlerin yaptıkları işin çocuklar üzerindeki etkisi hakkında yeterli bilgi ve sorumluluk anlayışına sahip olmadıklarını kaydeden Atay, şunları söyledi: ''Aynı kişinin hem iyi hem kötü karakterleri seslendirdiğini görüyoruz. Çocuk, çizgi filmde bir kahramanla özdeşleşir ve empati kurar. O film bitiyor arkasından başkası başlıyor. Onda da aynı ses kötü bir karakteri canlandırıyor. Ses hafızası çok önemlidir. Bu çocuklar üzerinde güven eksikliği ve kimlik kırılmasına yol açıyor. Bu benim değil, uzmanların görüşüdür.''

Konu: Teşekkür
Canım arkadaşım böyle bir site kurduğun ve sesimizi öyle ya da böyle duyurmaya çalıştığın için sana çok teşekkür ederim....
Ayrıca hatırlatmak isterim; Dallas'ta ben de yaklaşık son 75 bölüm Ceyar'ın gelinini konuştum;))
Sevgiler...
Bağlantı »