« Önceki | Sonraki »

15/7/2006

Seslendirenler sessizliklerini bozdu

 

Funda Özkay 40 yaşında ve konservatuvar tiyatro bölümü mezunu olmasına rağmen 23 yıldır sadece seslendirme yapmış. Jodie Foster, Julia Roberts, Hülya Avşar, Ebru Gündeş, Sibel Turnagöl, Seda Sayan, Deniz Akkaya, Aydan Şener, Selma Güneri ilk anda akla gelen, sesini verdiği ünlüler. "Ayakta durmaktan varis oldum. Oyuncu oynarken belirli zaman aralıklarında belli duygu yoğunluklarını yaşarken, biz bir saatte bütün filmi bitirmek zorundayız. Kapalı ve karanlık bir odada, sadece ekrana bakarak doğurursunuz, ağlarsınız, gülersiniz, evladınız ölür, babanız sizi vurur... Bütün duygu yoğunluklarını yaşarsınız. Çıktıktan sonra da dışarıya adapte olamazsınız. Buzlu kola içemeyiz, kimseciklere randevu veremeyiz. Ama, ben bu işi çok seviyorum" diye anlatıyor. "İyi moralle işe gitmek gerekiyor" diyor ama bu aralar moraller pek iyi değil. Morali iyi olmayan, onun gibi Ses-Bir'e üye 500 kişi daha var. Hem ekonomik hem de etik olarak mesleklerinin en kötü dönemini yaşıyorlar.

 

Dünya ve Türkiye

Jim Carrey, Edward Norton, Ewan McGregor, Michael J. Fox gibi birçok ünlüye sesini veren 30 senelik seslendirmeci Yekta Kopan şöyle anlatıyor: "Aslında seslendirmeciler dört beş senedir, çalışma ve ödeme koşulları, taban fiyatları, vergilendirme, telif haklarının çalışmaması ve yetkin olmayan insanların bu işi yapıyor olmasından rahatsızdı. 2005'in başında özel kanallar nedeniyle taban fiyatlarının belirlenememesiyle bıçak, ekonomik olarak kemiğe dayandı. Sektörde yokluk çeken insanlar olmaya başladı." Ve seslendirmeciler, şimdi taban fiyatları belirlediler ve bu fiyatların uygulanması için boykot yapıyorlar. Yani, seslerini verdikleri, milyonlarca dolar ya da milyarlar alan oyuncuların yanında emeklerinin karşılığını istiyorlar. "Televizyon sektöründe bir pasta var, biz en büyük dilimini yiyelim demiyoruz, ama seslendirmeciler bütün pasta yendikten sonra tabağı yalamaya muhtaç bırakılmamalı" diyor Kopan

 

Ah güzel eski günler

Seslendirme, 1930'ların sonunda Türkiye'de, İstanbul'da Ferdi Tayfur ve Adalet Cimcoz'la başladı dersek yanlış olmaz. Hatta Nazım Hikmet'in de seslendirme yapmışlığı var. Daha sonraları TRT vasıtasıyla Ankara'ya da kaydı. Başlarda TRT'de kaşe usulüyle çalışılırdı ve aynı yetkinlikte olan insanlara, kendilerinin belirlediği ücret ödenirdi. Sonrasında TRT fiyatları kendi tayin etmeye başladı. Seslendirmeciler 70'lerde TRT'yi boykot ettiler ama 80'lerin başında video sektörünün iyi çalışması sonucu çok da seslerini çıkarmadılar. Ne de olsa hala para kazanabiliyorlardı. Defalarca yapılan TRT boykotlarından sonra 92'de TRT, memuruna yaptığı zam kadar seslendirmecilere de zam yapma kararı aldı. Babası dublaj yönetmeni olan ve Yalan Rüzgarı'nın Viktor'u, Kirk Douglas, Michael Douglas, Henry Fonda, John Wayne, Charlton Heston, Morgan Freeman gibi oyuncuları seslendiren 40 yıllık seslendirmeci Nüvit Candaner şöyle diyor: "40 sene evvel bir filmin seslendirmesi iki günde biterdi, şimdi iki saatte. Teknoloji önemli ama eskiden prova da yapılırdı. Şimdi prova yok, teksti bir kere bile okumak yok. Ayrıca yetkin dublaj yönetmenleri de yok" ve 90'lardaki sektörü anlatmaya geçiyor: "Özel kanallar gelince çok umutlandık. TRT'den fazla kazanacağımızı umuyorduk. Fakat kanalların iş verdiği taşeron firmalar dediler ki, 'Çok işimiz var, sürümden kazanalım'. İşin koptuğu nokta bu oldu. Beş liralık iş, üç liraya yapılır oldu ama çok iş vardı. Rakamlar aşağıya doğru çekilmeye başladı. Dolar zıpladı, yabancı film alımı düştü, arşiv tekrarları geldi, hareketlilik kayboldu ama fiyatlar aşağıdaydı. Taşeron firmalar fiyatları aşağı çekmek için kurs açmaya başladılar, sonrasında kurslar da açılmaz oldu. Sesler değişmeye başladı".

Ercan Demirel de "90'larda altı film, sekiz tane dizi film, 14 tane çizgi film, iki de belgesel üzerine konuşup çıkmak zorunda kaldığım zaman oldu" diye ekliyor. Paranın yanı sıra, Türkçe'yi çok iyi bilmeyen, tonlamalara ve vurgulara hakim olamayan, nefesini kullanmayı bilmeyen, yani bu işin ehli olmayan insanların oyuncu olarak, taşeron firmalar vasıtasıyla sektöre girmesi de cabası. Ortalıkta "Türkçe elden gidiyor" diye bağıranlar varken, hele hele de televizyona yapışık yaşayan Türkler için, doğru Türkçe konuşulmasının önemini vurguluyorlar. Bir diğer sorunları da, tekrar yayınlardan doğan telif haklarının ödenmemesi. TRT bu konuda çalışmaya başlamış, ama özel kanallardan çıt yok. İş yerindeki koşulların sağlıklı hale getirilmesi, yapılan işin halka sunulduğu zaman öğretici olması, kulağı kirletmemesi, kötü çeviriler gibi sorunlar da aynı yerde duruyor. "Bu sadece para mücadelesi değil, bir meslek oluşturma çalışması da" diyor Yekta Kopan.

 

Nazan Özcan/Radikal 2

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Add to Technorati Favorites
eXTReMe Tracker
Blogcu ile yapıldı
Web Site Hit Counters
Price Line