« Önceki | Sonraki »

16/11/2006

Serkan Altunorak

 

 

SESİN DURU RENGİ…
"SERKAN ALTUNORAK"

Sabahları sessizlik

boğulurken

O sesle...

Kalplerin pası gider

duyulurken

O sesle...


Şairin, karşısındaki insanın ses rengine duyduğu hayranlığı dizelere çok iyi döktüğünü düşünüyorum. İnsan karakterini ses renginin ele verdiğini düşünürsek iyi bir ses rengine sahip olmak tanrı vergisi, bunu iyi kullanmak ise fazlasıyla yetenek işi. Böyle özel bir ses rengine sahip olan nadir insanlardan biri, Serkan Altunorak...


Onun sesini duyduğum ilk gün hafızama kazınması için yeterli olmuştu. Sesini Bugs Bunny’i izlemiş olduğumdan dolayı aşinaydım artık. Bir gün, henüz yüzünü bile görmediğim kişinin adını seslendirdiği Hollywood filminin jeneriğinden öğrendim. Kulağımda bir ses vardı ve reklam filmlerinden tutun da çizgi film kahramanlarına, Hollywood yıldızlarına kadar pek çok ünlü aktöre hayat veriyor, çeşitli karakterlere bürünüyordu. İnsan sesinin bir melodisi olduğunu düşünürsek bunu ‘O’nun sesini duyduktan sonra söylemiş olmalılar. Bu “duru ses” mükemmel bir artikülasyon ile birleşince insan kulağına tatlı bir müzik gibi geliyor. Kim diye merak etmemek elde değildi... En sonunda dizi filmlerde görür olduk onu... Aşina olduğumuz sesini eğitimini aldığı oyunculukla tamamlayarak karşımızdaydı artık...

http://img2.blogcu.com/images/s/e/s/seslendirme/serkan_altunorak.jpg


1.Serkan Altunorak kendini anlatmak isterse nasıl tanımlar?


Kendimi anlatmaktan çok insanların beni tanımasını daha çok istiyorum. O yüzden bu mesleği seçtim, oyuncu olmamın sebebi bu. Bende kendimi çok iyi tanımıyorum aslında. Belki de kendimi çok iyi tanıyorum. İnsanın kendisini çok iyi bilmesi korkutucu birşey. Bizim işimiz bu, okuldan itibaren işe kendimizi tanımakla başlıyoruz, kendinden yola çıkarak birşeyler yapmaya başlıyoruz. Ancak bu durum bende okulla birlikte başlamadı. Benim hep söylediğim bir şeydir bu; 4,5 yaşında ilk kez sinema gitmiştim ve izlediğim ilk film E.T.’di. Ve E.T. acayip bir olaydı. Anneme sormuştum “bu çocuk kim?” diye. Hep E.T.’nin arkadaşı olan o çocuğun yerinde olmayı istemiştim. E.T., arkadaşı bendeki beyazperde ve oyunculuk merakını uyandırdı. Benim kendimi tanımlamam zorlayıcı bir durum değil, ama röportajın sonunda siz kendiniz benimle ilgili birşeyler çıkartacaksınızdır.

 

2. O zaman oyuncu olmanızdaki etken E.T. karakteri mi?


(Gülerek) Tabii ki onu model almadım. Oyunculuk yapma isteği bende ne zaman ortaya çıktı diye düşündüğümde kendimde hep orayı yakalıyorum. Hep o film, o sinema, o gün üstümdeki kıyafet hatırımda yani o güne ait herşeyi hatırlıyorum.

 

3.Şu ana kadar oynadığınız rollerin hangisinde Serkan Altunorak’tan izler var?


(Düşünerek) İmkansız Aşk’taki Efe karakteri. O çünkü çizgileri belli olan bir karakterdi. Dizi sit-com’‘du ama Efe karakteri tip değildi. Dizide Ebru Gündeş ve benim dışındaki bütün karakterler tip’ti. Bir tek Ebru Gündeş ve ben gerçeğe yakın karakterlerdik. Ve Efe karakteri bu yüzden Serkan’a daha yakın gibiydi. Çok benim tepkilerim yoktu aslında. Yine Efe’nin vermesi gereken tepkilerdi, ama hani kendime daha yakın oynadığım tek karakter Efe’ydi.


4. Oyuncu kimliğiniz dışında dublaj sanatçısısınız da ayrıca... Oyunculuğunuzdan çok sesinizle tanındığınızı görüyorum sizinle ilgili forumlarda, bunu neye bağlıyorsunuz?


‘Yağmur Zamanında’ ki Volkan’da yüzüm pek görülmediği için benim sesimin bana ait olmadığını düşünen pek çok insan olmuştur. Alışveriş yaparken “aaa, bu sizin kendi sesiniz mi?” diyen çok oldu. Özellikle çocuklar çok uyanıklar bu konuda, çünkü Bugs Bunny çok belirgin bir ses oldu ve ondan yakalıyorlar ve şaşırtıcı olan şey de bu. Seslendirmenin dışında oyuncu ve dublaj yapan insan çok az, kamera karşısına geçen insan yok. Özellikle benim kuşağımda neredeyse hiç yok ve doğal olarak insanlar şaşırıyorlar. Çünkü dublaj sanatı zaten çok merak edilen birşey. Sesimi insaların tanıyor olması hoşuma gitmiyor değil aslında.


5. Seslendirme sanatının oyunculuğa kıyasla zor yanları var mı?


Seslendirmeyi 10 yaşından beri yapıyorum. Başlangıçta tabii ki zordu. Ama bu bir pratik işi ve hakikatten ayrı bir yetenek işi bence. Kafa yatırılması gereken bir iş ve onun dışında ses güzelliği ve benzeri şeyler bunlar biraz bence ikinci planda. Bu işi gerçekten istemek, yapmak istemek, bu işin üzerine eğilmek, kafa patlatmak ve hakikatten iyi bir konuşmacı olmayı istemek gerek. Şu anda benim kadar şanslı şu kuşakta kimse yok çünkü benim başladığım zamanda sadece TRT vardı özel kanallar yoktu ve o kadar önemli insanlarla birlikte dublaj yaptım ki ben Macide Tanır, Rüştü Asyalı, Sungur Babacan ve daha aklıma şu an gelmeyen pekçok isim var. Mesela Cüneyt Gökçer daha benim hocam değilken dublaj yaptığım bir insandır. Yani var da var... Bu insanlarla, hiçbir şey yapmayın, stüdyoda onlarla birlikte olmak bile çok önemliydi ki- o zamanlar 12-13 yaşındasın.

 

6. Beğendiniz dublaj sanatçıları kimlerdir?


Ben bu işi hakkıyla yapan herkesi çok seviyorum. Yapması gerektiği gibi yapan herkesi çok seviyorum.

 

7. Oyunculuk mu dublaj sanatçılığı mı desem? İkisi arasında tercih yapar mıydınız?


Benim hiçbir zaman seslendirmeden hayatımı kazanmak gibi bir isteğim olmadı. Seslendirmeyi çok seviyorum ama o benim hep bir yanımda tuttuğum yedek bir işti. Hayatımın sonuna kadar sadece seslendirme yapmak istemedim ama sonradan tabii oyuncu olmamla beraber işin vazgeçilmez bir parçası oldu. Çok uzun zamandır mesela 1,5 yıldır sadece reklam dublajı yapıyorum, bunun dışında dublaj yapmıyorum. Ben sadece keyif almak için dublaj yapıyorum artık. Benim için güzel film olması ve konuşmak isteğim karakter olması önemli.

 http://img2.blogcu.com/images/s/e/s/seslendirme/serkaaan.jpg


8. Tiyatro oyununuz var mı?


Tiyatro yaptım, Amerika’dan döndükten sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde master’a başladım. Orada Mustafa Avkıran ile çalıştım. Sonra Mustafa Avkıran’nın özel tiyatrosunda, İSM 5.Sokak Tiyatrosu’nda ‘Neos Cosmos’ diye bir oyun sahneledik. Derya Alabora, ben, Murat Daltaban, Ayşe Selen ve Ödül Avkıran. Böyle bir kadro ile hiç metni olmayan bir tiyatro yaptık. Mustafa Avkıran’ın anneannesinden kalan hatırladıkları şeylerle yapılmış bir oyundu; oyun genel olarak din; musevilik, hıristiyanlık, müslümanlık ve o şarkılar, daha çok topraktan gelen bir denemeydi. Biz Türkiye’de üç oyun yaptık ve yurtdışında çoğunlukla oynadık, festivallere katıldık. Ben sinemaya tutkun bir insanım. Hedefim sinemada kariyer yapmak. Ama tiyatro okuduğum, mesleğini yaptığım bir dal. Şöyle bir şey olsaydı eğer Türkiye’de sinema oyunculuğu diye üniversitede bir dal olsaydı ben sinema oyunculuğunu seçerdim ama Türkiye’de oyunculuğun temeli konservatuar, tiyatro ve tiyatro oyunculuğu olduğu için başta tercih etmek zorunda kaldım sonra çok sevdim, o ayrı birşey, ama Türkiye’de şartlar o kadar zor ki tiyatro anlamında. Bu hakikatten bir kişi ya da iki kişinin isteğiyle çözülebilecek problemler değilmiş gibi geliyor bana. Ben üçüncü sınıfta Amerika’daki bir okula kabul edildim. Amerika’ya gittim, okulu bitirdim döndüm, tekrar New York’a gittim. Yani benim aslında burada hiç tiyatro yapacak ya da tiyatroda pratik yapacak zamanım olmadı. Burada değildim çünkü.

 

9. Yeni projeleriniz var mı? Biraz bahseder misiniz?


Şubat’ın ikinci haftasında Show Tv’de yeni bir dizi ekranlarda olacak. Bu çok kuvvetli bir aşk hikayesi. Şimdiye kadar hiç oynamadığım bir rol. Şimdiye kadar ne sahne üzerinde ne okulda hiç çalışmadığım bir role hazırlanıyorum. Dizi için Mardin’e gidiyorum. Suriye’ye de gideceğim. Hayatımda ilk defa doğuya gidiyorum, hem de çalışmak için. Böyle bir projenin içinde yer almaktan çok mutluyum. Gelen pek çok teklifin içinden en çok yer almak istediğim proje bu oldu.


Dizinin adı şimdilik “Tutsak” ama değişme ihtimali olabilir. Hande Ataizi ile başrolü paylaşıyorum. Dizide bir seyisi canlandıracağım. Bu nedenle binicilik dersleri alıyorum, çünkü rolüm gereği çok iyi ata biniyor olmam lazım ya da çok iyi ata biniyor izlenimi vermem gerek. Bunun için teknik şeyler öğreniyorum.

 

10. Biraz sinema filminizden bahsedelim. Mart 2007’de “GOMEDA” vizyona girecek. Filmden ve oynadığınız rolden bahseder misiniz? Daha önce vizyonda olan “ARAF” ile benzer konu etrafında şekillenen bir film mi?


Araf ile benzer konusu yok aslında çünkü filmin konusu basında yazılan konudan çok farklı, Araf’ta bir tek kürtaj olayından bahsediyor. Kürtaj Gomeda’nın temel konusu değil, Araf’ın temel konusu. Gomeda ve Araf’ın birbirini tutan hiçbir tarafı yok; ne konu benzerliğinden ne de anlatım biçimden. Çok ayrı filmler. Filmde Tolga karakterinin oynuyorum. (Gülüşmeler) Tan Tolga Demirci’nin yarattığı Tolga karakteri.

 

11. Serkan Altunorak ilerde kendini nerede görmek ister? 10 sene sonra nerede olur? Amerika’ya gider mi mesela?


(Tebessüm) İnşallah!.. Benim hep istediğim okuldayken de istediğim, Amerika’ya gitme sebebim de buydu hep uluslararası bir kariyer yapmaktı. Ve bu sinemada bir kariyerdi. Bunun için çok çalıştım, okulu kazandım Amerika’ya gittim ama bir takım başka etkenlerden dolayı buraya dönmek zorunda kaldım, ama bunu hiç sorgulamıyorum. Şu anda burada da çok mutluyum. İşimi gayet olması gerektiği gibi yapıyorum. Ve 10 sene sonra umarım uluslararası projelere imza atmış olurum.

 

12. Oyunculuk dışında kamera arkası, mesela senaryo yazarlığı olabilir mi bu?


Yok, benim işim oyunculuk onun yanında yaptıklarım ise bu işin artısı. Yazdıklarım şu an sadece beni ilgilendiriyor. Benim kendi çalışmalarım, kafamda kurduğum hikayeler, yazdığım küçük şeyler... Onlar tamamen benim küçük denemelerim. Kendi eskizlerimin oyunculuğuma da çok faydası oluyor. Ama çok çok ilerde yazdıklarım hayat bulabilir, neden olmasın?

 

13. Bazı oyuncular ya Jön’dür ya karakter oyuncusudur. Serkan Altunorak kendisi için bu konuda ne düşünüyor?


Bazı haberlerde bana “Türkiye’nin yeni Jön’ü” diyorlar. Ben Jön lafını çok klişe buluyorum. Hiç olmak istediğim bir şey değil. Niye değil? Çünkü öyle bir title üstüme almak gibi bir hedefim yok. Bunu hiç düşünmedim böyle bir title üstüme almayı, bunlar karar verilebilir şeyler değil. Ben Türkiye’nin Jön’ü olayım gibi şeyler düşünmüyorum.

 

14. (15) kısa soru ve bunların sizdeki karşılıklarını öğrenmek isteriz.


Ankara ailem

Aile herşeyim

Tiyatro (uzun sessizlik, gülüşmeler...) Konservatuar

Mutluluk huzur

Rastlantı inanmadığım tek şey, benim inancıma göre yok

(Kabala felsefesi ile ilgileniyor)


Samuel Beckett benim tek kelime ile anlatamayacağım yazar

Hayal hep yaptığım şey

Ayrılık beceremediğim bir şey

Istanbul zor alıştığım yer

Aşk bir kere tattığım şey

Küçük Prens (gülüşmeler) ilk okuduğum kitap

Evlilik hiç düşünmediğim şey

Heyecan şu an “at”

Sinema çok çalıştığım şey

Oyunculuk yapmaya çalıştığım şey

Reklam umursamadığım şey

 http://img2.blogcu.com/images/s/e/s/seslendirme/serkan.jpg


15. Serkan Altunorak’ın EN’leri


En son izlediği tiyatro oyunu

Hırçın Kız, Haluk Bilginer Tiyatrosu


En son izlediği film

Little Children


En beğendiği aktör

Jim Carrey, Edward Norton, Gary Oldman


En beğendiği aktris

Judi Dench, Susan Sarandon, Helena Bonham Carter, Kate Winslet


En sevdiği yemek

Makarnayı tek geçiyorum, çok üşengeç bir insanım ama çok düzenli besleniyorum, yemeğime çok dikkat ediyorum, makarna dışında sebze çok seviyorum mesela ıspanak.


En sevdiği şarkı

Radiohead hayranı bir insanım. Thom Yorke hayranıyım şu ara Analyse adlı şarkısını dinliyorum The Prestige’in Soundtrack’i 24 saat ipod’um da o var. U2’nun One adlı parçasını da çok severim. Ben müziği çok seviyorum, müzik benim hayatımda ‘olmazsa olmaz’ şey.

 

En sevdiği mekan

Park çok seviyorum, yeşil olan her yer olabilir, Bebek Parkına çok giderim.


En sevdiği aksesuar

Tek aksesuarım sol kolumdaki kırmızı ipim


En sevdiği şehir

New York


Yapmaktan en keyif aldığı şeyler

Spor, arkadaşlarımla vakit geçirmek, sinemaya gitmek, müzik dinlemek, düşünmek


En sevdiği yazar

Irvine Welsh’i çok seviyorum

Mesleğimle ilgili bütün kitapları takip etmeye çalışıyorum. Kitap haricinde çok iyi bir dergi okuyucusuyumdur. Aylık ve haftalık olmak üzere yurtdışı yayınları takip etmeye çalışıyorum.

 

Keyifli bir röportajın sonunda bana sadece Serkan Altunorak’a beyazperde de başarılı ve uzun soluklu bir sinema kariyeri dilemek kalıyor. Bir de ilk sorunun cevabını tamamlamak... Soruyu anımsarsanız Serkan Altunorak cevabını bana bırakmıştı. İki saatlik ropörtajın sonunda bende bıraktığı izlenim bunlar oldu...


İçten… Samimi... Güleryüzlü... ve herşeye rağmen sıradışı bir kişilik
Ayakları yere basan sağlam bir karakter
açıksözlü, açıkyürekli ve bir o kadar müteşekkir

Satır aralarını kaçırmayan, detayları yakalayan
yüksek sorumluluk bilincine sahip ve bu nedenle
rastlantıya yer verilmeyen üretken bir yaşam

Değerleri ve yüksek hedefleri olan sinema tutkunu bir adam
Öncelikle oyuncu ama aynı zamanda dublaj sanatçısı SERKAN ALTUNORAK

 

Röportaj: Ebru Toğuşlu / Medyakulisi

Şiir: Muzaffer Aslan 

 

 

Röportaj: Yeşim ÇOBANKENT

Fotoğraflar: Koray BİRAND

 

 Hayatta kalmayı Amerika’da öğrendim Serkan Altunorak, hayatta kalmayı Amerika'da öğrendiğini söyledi.

Şu sıralar DOT Tiyatrosu'nun sahneye koyduğu "Kürklü Merkür" adlı oyunda şiddet dolu Elliot karakterini oynayan Serkan Altunorak, Elle dergisine verdiği röportajda, hayatta kalmayı Amerika'da öğrendiğini söyledi. Altunorak, "Artık dünyanın neresine gidersem gideyim ayakta kalabilirim ve her işi yapabilirim. Bulaşık bile yıkayabilirim. New York'ta törpülenmek İstanbul'da işlerimi kolaylaştırdı" dedi.

 

n Yakın zamanda bir film çektiniz...

- "Roz’un Sonbaharı"nı Handan Öztürk yönetti. Baraj yapılan Hasankeyf’i kurtarmaya çalışan yerel bir gazeteciyi oynuyorum. Ondan önce de "Gomeda" adlı psikolojik gerilimde oynamıştım. O film Türkiye’de yerini bulamadı ama değeri 10 sene sonra anlaşılacak bence. "Roz’un Sonbaharı"nda hiçbir yerde tutunamayan bitik bir karakteri oynuyorum. Hasankeyf gibi batmakta olan bir insan. Festivallere yetiştirilmeye çalışılıyor film; Altın Ayı, Sundance, Oslo, Altın Portakal... Benden başka Serra Yılmaz, Öznur Kula, Hasankeyf’in yerlileri ve inanılmaz çocuk karakterler oynuyor. Festivallerden sonra ekim-kasım gibi gösterime girecek. Bir de Reha Erdem’in "Kaç Para Kaç" filminde küçük bir rolüm vardı öğrenciyken. 

 

n Hasankeyf’e ilk defa mı gittiniz?/_newsimages/5133846.jpg

- Geçen sene Hande Ataizi’yle "Kara Duvak" dizisini çekerken de gitmiştim. Sekiz ay boyunca Mardin’deydik ve Hasankeyf’e gitmiştik. Çok güzel ve enterasan bir yer, oranın baraj yapıldıktan sonra sular altında kalacağına inanmak çok zor.

 

n Filmin politik bir alt metni var mı?

- Var. Hayallerin gerçekleşmesi için savaşmak lazım ama bu savaşın nasıl kazanılacağı size bağlı değil. Çok gerçekçi olduğu için de çok hüzünlü. Kaybedeceğini bile bile bir savaşa devam etmek. Orada insanların yaşayışları çok zor. Elektriği olmayan evlerde dizi çektik, ahırlarda yatıp kalktık. Oraya giden fotoğrafçıların neden durmadan çocuk fotoğrafı çektiğini anladım. Çünkü çocuklar inanılmaz. Burada gördüğünle orada gördüğün çocuk profili arasında dağlar kadar fark var. O soğukta terlikle dolaşıyorlar, ama üşümüyorlar. 2008 yılında elektriği olmayan tek odalı bir evde 13-14 kişinin dünyadan bihaber yaşamasını aklım almıyor.

 

n Siz nasıl bir çocukluk geçirdiniz? 

- Çok mutlu ve güzel. Ankara’da doğdum büyüdüm. Annem dekoratör. 1976 doğumluyum. Hacettepe Üniversitesi Ankara' Devlet Konservatuvarı’nda okurken New York’taki müzik ve performans okulu Julliard’a kabul edildim. Orada Edward Norton ve Patrick Stewart ile birlikte bir programa katıldım. Okulu bitirdikten sonra tekrar New York’a döndüm ve deneme çekimlerine katıldım. Ayrıca Şikago’daki DePaul adlı oyunculuk okulunda ilk Türk öğrenci olarak master yaptım. İkinci sınıftayten 11 Eylül oldu ve devalüasyonla birlikte okul ücretim iki katına çıkınca Türkiye’ye dönmek zorunda kaldım. Tamer Karadağlı çok yakın arkadaşımdı, "Gel orada ne yapacaksın, garson oyuncu mu olacaksın?" diyordu.

 

n Garson oyuncu muydunuz?

- Yok. Soho’da süper bir ayakkabıcıda çalışıyordum, 24 yaşındaydım o zaman. /_newsimages/5133860.jpg

 

n Türkiye’ye dönmek zorunda kalınca zorlandınız mı?

- Hálá alışmaya çalışıyorum çünkü bütün kariyer planlarımı Amerika üzerine kurmuştum,

 

n Hangi dizilerde oynadınız?

- Onu hemen anladım zaten, (gülüyor) "Ayrılsak da Beraberiz", "Yağmur Zamanı" dizileri ve "Gomeda" filminin ardından "İmkansız Aşk" dizisini çektik. "Kara Duvak" için Mardin’e gidip döndükten 10 gün sonra da babamı kaybettim, kanser tedavisi görüyordu. Ölümünden 10 gün sonra da Tiyatro DOT’un "Kürklü Merkür" oyununun provaları başladı. Prova prömiyer arasında da "Roz’un Sonbaharı"nın çekimlerini yaptım.  Şimdi de "Sınıf" dizisinin çekimleri başladı.

 

n Herhalde bir lise öğrencisini oynamıyorsunuzdur bu dizide?

- Yok bir hocayı oynuyorum.

 

n Sizi şu an en çok heyecanlandıran iş hangisi?

- Bu sezon Tiyatro DOT’ta "Kürklü Merkür." Hayatımda ilk kez bir sezon boyunca tiyatro oynama şansım oldu. Haftada dört gün o performansı sergilemek müthiş. Hayatla bağlantısı olan çok gerçek bir oyun oynuyoruz. Murat Daltaban’ın da oyuncu merkezli çok doğru bir rejisi var. Günde sekiz saat prova yapıyorduk. Seyircili provalarımız da oldu.

 

Bulaşık bile yıkarım

n Amerika’da Türkiye’de öğrenemediğiniz ne öğrendiniz?

- Tek başına hayatta kalmayı. Dünyanın neresine gidersem gideyim ayakta kalabilirim ve her işi yapabilirim. Bulaşık bile yıkayabilirim. Projeyi beğenirsem arkadan geçen adamı da oynarım. 23-24 bir karakterin oturduğu yaşlar olduğu için New York’ta törpülenmek İstanbul’da işlerimi kolaylaştırdı. Ankara’dan İstanbul’a direkt gelseydim bambaşka bir yerdeki bambaşka bir Serkan olabilirdim.

 

n Amerika defteri kapandı mı peki?

- Hayır hiç kapanmadı, burada seçtiğim işleri de uluslararası bir seviyeye hizmet edecek şekilde seçiyorum.

 

Kelebek / Hürriyet


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

10 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: demet | Tarih: 2009-01-18 14:59:42
    Konu: selam
    yeni dizin de gerçekten çok güzel zevkle izliyorum.umarım şans hep seninle olur ve başarıların devam eder.senden bir şey isteyebilir miyim?seninle nasıl iletişime geçebilirim? :)

    Bağlantı »

  2. Yazan: mehmet yılmaz | Tarih: 2008-11-23 22:36:28
    Konu: 28 gün
    ya ofilmde gerçekten çook başarılıydın ya inan senin o filmdeki kimse yokmu repliğini izlemek için bazen o filmi açıyorum

    Bağlantı »

  3. Yazan: aslı | Tarih: 2008-03-27 12:04:17
    Konu: nazar degmesin
    neyine güveniyor kalbim boyundan büyük bu sevda en zorunu buldum aşkın kendini bana sakla.bozuyorum aşk orucunu.yıllar sonra seninle.aşıgım hayranım her bir zerrene.bakmaya kıyamadım.bir kez yüzüne.nazar degmesin egilsin alem dizine.
    senin adın serkan olabilir ama ben adını başka biliyorum.benim için senin adın sadece 3 cümleden oluşuyor. SENİ SEVİYORUM SERKAN SENİN ADIN İŞTE BUUU

    Bağlantı »

  4. Yazan: merulaalba | Tarih: 2008-03-04 04:49:58
    Konu: ...
    Serkan için söylenecek pek fazla bir şey yok aslında. Önce gözlerinizi kapatın ve o dingin sesini dinleyin. Sonra da gözlerinizi açın ve duyduğunuz ses kadar dingin olan o yüze bakın... Eminim birçok kişi onun dinlemekten ve izlemekten benim kadar keyif alıyordur.

    PS: En çok etkilendiğim seslendirmesi Gelibolu Belgeseli'ndekiydi. Seslendirme için yapılabilecek en iyi seçim olmuştu Gelibolu için.

    Bağlantı »

  5. Yazan: filiz | Tarih: 2008-02-14 11:59:28
    Konu: serkan
    serkan seni çok seviyorum çok yakışıklısın yeni dizin de başarılar dilerim

    Bağlantı »

  6. Yazan: merwe | Tarih: 2008-02-05 00:38:01
    Konu: yeni dizi ver serkan
    serkanla çok roportaj yok ama ben hala okuyorum arada bu roportajı.aslında yeni diziside yayında ve süper bir dizi bence.niye yeni roportajları yok anlamıyorum.bu roportajı çerceveletebilirim,ellerine sağlık roportajı yapanın:)

    Bağlantı »

  7. Yazan: Nazlıcan | Tarih: 2007-04-26 17:43:23
    Konu: serkan altunorağın röportajı
    Röportaj gerçekten çok samimi görünüyor.Sesi muhteşem ,ayrıca kendisi de yakışıklı bir oyuncu.Ona ulaşabileceğimiz bir adresinin olmaması çok üzücü.

    Bağlantı »

  8. Yazan: figen | Tarih: 2007-02-23 12:47:02
    Konu: serkan altunorak'a soru
    serkan altunorak'ı oyuncu olrak çok beğeniyorum ama sesini daha çok beğendiğimi söylemeliyim.ancak anlamadığım kendisi hakkında pek ropörtaj yok ya da ben rastlamıyorum.sadece bu ropörtajı nette görebildim.ben bu röportajı okuyarak kendisini daha yakından tanımış oldum.röportaj vermemek kendisinin tercihi mi ve niye bir web sitesi yok? belki yanlış yerden soruyorum ama kendisine nerden ulasacağımı bilmediğim için burdan sormak istedim.

    Bağlantı »

  9. Yazan: mehmet | Tarih: 2007-02-13 14:44:45
    Konu: ropörtaj- serkan altunorak
    yukarda merwe ve alaranın dediğine katilyorum,gayet başarılı bir röpörtaj.
    giriş ve sonuç bölümünü çok içten yazilmis. kim bu ebru toğuşlu yoksa bir müs mü?(mitolojide ilham veren yarı tanri kiz) tebrikler...

    Bağlantı »

  10. Yazan: alara | Tarih: 2007-02-11 18:48:17
    Konu: röportaj ve serkan altunorak
    serkan altunorak şu ana kadar oynadığı rollerde çok başarılıydı.ama kendisi hakkında pek röportaj yoktu basında.gayet dolu dolu ve düzeyli bir röportaj yapılmış.serkan altunorak tanıtan bir röportaj olmuş.kendisine sanat yaşamında başarılar diliyorum.

    Bağlantı »

Add to Technorati Favorites
eXTReMe Tracker
Blogcu ile yapıldı
Web Site Hit Counters
Price Line