Embed

Ekranların görünmeyen sesi: Sungun Babacan

 

 
Hollywood ünlülerine ses veren Sungun Babacan, sesi bilenen ancak sokakta görseniz tanımayacağız biri oldu yıllarca. Birçok dizi ve film teklifi almasına rağmen stüdyoda olmaktan vazgeçmedi. Bugünlerde belgesel seslendirmeleri yapan Babacan, "İnsanların beni sesimden tanıması çok hoşuma gidiyor." diyor.

Sima olarak çoğumuz tanımaz belki de kendisini. Ama Tom Cruise, Brad Pitt, Tom Hanks, Jean-Claude Van Damme denince akla gelen ilk kişidir Türkiye'de. Görüntüsü hakkında malumat sahibi olunmasa da ekranların en ünlü seslerinden biridir Sungun Babacan. Yıllardır beyazperdenin yakışıklı, sempatik ve çocuksu karakterleri ona havale edildi. Herkül, Supermen, Dufy Duck, Kermit ve daha yüzlerce sinema, çizgi film ve reklam filminde yediden yetmişe herkesi aşina etmiştir sesine.

Otuzlu yaşlarını sürenler onu Cumartesiden Cumartesiye adlı çocuk eğlence programının sıcakkanlı sunucusu olarak hatırlar. Bugüne kadar medyada pek görünmek istemeyen, dizi ve film tekliflerini reddeden Babacan şimdilerde ne yapıyor acaba? NTV'de belgesel seslendirmelerine devam eden Babacan neden görünür olmaktan uzak durduğunu şöyle açıklıyor:

"İnsanlar beni görmeden sevdi. Bunu sağlamanın kolay bir şey olduğunu düşünmüyorum. Beni seven insanlara karşı bir sorumluluğum var. Eğer ekrana çıkar ve onların istediği düzeyde bir performans gösteremezsem onları hayal kırıklığına uğratmış olurdum. Bunu da asla göze almak itemedim ve ekrana çıkmadım."

Mesleğe 11 yaşında başlamış

Sungun Babacan, henüz 11 yaşında, TRT'nin ikinci T'sinin olmadığı yıllarda Çocuk Saati kursuna katılarak mesleğe ilk adımını atar ve ülkemizin önde gelen seslendirme sanatçılarından ders alır. Arkası Yarın, Radyo Tiyatrosu ve daha birçok programa sesiyle katkıda bulunur. Babacan, sesinin yıpranmaya başladığını hissettiği dönemlerde seslendirme yönetmenliği ve çevirmenlik yapar. Sonrasında "Herkes en iyi olduğu işi yapmalı. En iyi olmadığı işe de kalkışmamalı." diyerek inandığı projeler dışında bırakır diğer uğraşlarını. "Her şeyi birden yapan veya yapabileceği düşünen insanlara kızıyorum. Bir insan hem spiker, hem sunucu, hem tiyatro sanatçısı, hem oyuncu hem de seslendirme sanatçısı olamaz." diye anlatıyor gerekçesini.

Yirmi beş yıl önce, Pamukbank'ın Gençlik ve Çocuk Tiyatrosu'nda da sahne alır Babacan. Ancak kısa bir süre sonra tiyatroyu bırakmaya karar verir. Sesi tiyatro sanatçılarını aratmayan Babacan, "Bir tiyatro sanatçısının sahneye çıktığında performansına yardımcı olacak bir sürü faktör vardır. Eli, kolu, kostümler, mimikleri, ışık, aksesuarlar vs. Onun performansının belki yüzde yirmi beşi sesidir. Benim performansımın ise yüzde yüzünü sesim oluşturuyor. Ben iyi olursam, inandırıcı olursam beni dinlersiniz, olmazsam değiştirirseniz dinlediğiniz frekansı ya da kanalı. O yüzden en az bir tiyatro sanatçısı kadar iyi olmak zorundayım." diyor.

Sungun Babacan, Çocuk Saati kökenli sanatçılar, tiyatro sanatçıları ve bu işin eğitimini alanlar dışında kimsenin seslendirme yapmaması gerektiğini belirtiyor ve "Sokaktan geçen biri seslendirme yapmamalı." diye dile getiriyor duygularını. Bazen bir filmi seyrederken farkında olmadan kanalı değiştirirsiniz. Sanatçıya göre bunun en büyük sebebi kötü seslendirme.

"Seslendirdiğim filmleri izleyemiyorum"

Sungun Babacan, seslendirdiği filmleri izleyememesinin iki sebebi olduğunu anlatıyor. Birincisi, filmi izlerken bazen kendisiyle ilgili hayal kırıklıkları yaşaması. İkincisi de diğer karakterleri seslendirenlerin performansı: "Eğer onlar çok emek verdiğim bir filmde, benim gösterdiğim özeni göstermemişseler bu beni çok üzüyor. O yüzden, seslendirdiğim filmlerin orijinal halini seyretmeyi yeğliyorum." diyor.

***

Sokakta sanki Tom Cruise konuşuyor!

Sungun Babacan, bazı rollerin seslendirme sanatçıları ile bütünleştiğini, hatta bu rollerin üzerlerine yapıştığı gülümseten bir örnek ile anlatıyor: "Sesim Avrupai bulunduğu için yerli filmlerden ziyade yabancı filmleri seslendiririm. Sesim artık yabancı filmlere yapışmış durumda. Sokakta insanlar sesimi duyunca Tom Cruise konuşuyor zannediyorlar. Bir-iki Türk filmi de seslendirdim ama izleyiciler yabancıların sesini hatırladıkları için o seslendirmeyi inandırıcı bulmuyorlar. Bundan şikâyetçi değilim. Ceyar'ı seslendiren Oytun Şanal'ın da başına gelmişti aynı durum. Sesi o role öyle bir yapıştı ki, Shakespeare ya da bir köy oyununu oynadığında Ceyar konuşuyor gibi oluyordu. Adamcağız bir ay, iki ay prova yapmış o rol için ama sahnede ağzını açtığında bütün salon Ceyar konuşuyor sanıyordu."

 

Tipimin değil, sesimin tanınması çok hoş

"Taksiye bindiğimde şoförler 'nereye' diyor. Cevap verdiğimde ise şaşkınlıkla dönüp 'Size bir şey sorabilir miyim?' diyorlar. Ben de soru sormalarına fırsat vermeden 'Evet o benim' diyorum. İnsanların beni sesimden tanıması çok hoş. Genelde beni 20-25 yaşlarında sanıyorlar. Sesimin genç algılanması bazen avantaj bazen de dezavantaj olabiliyor. Avantaj, çünkü uzun yıllar bana bu mesleği yapma fırsatı veriyor. Dezavantaj, çünkü çok yaşlı birini seslendirdiğimde zorlanıyorum. Örneğin Benjamin Button'ın Tuhaf Hikâyesi adlı filmde, karakter 90 yaşında doğuyor, sonra gençleşiyordu. Bu durum beni bayağı zorlamıştı.

Seslendirdiğim sanatçılarla tanışma fırsatım olmadı ama bazen filmleri yayınlanmadan önce deneme seslendirmeleri yapılır. Yani Amerika'daki filmin yapımcı şirketine buradan her rol için örnek üç-dört ses gönderilir. Bir rivayete göre Tom Cruise ve Tom Hanks dinliyormuş bu kayıtları ve 'Beni bu kişi seslendirsin' diyormuş."

 

 

REYHAN GÜL   -  ZAMAN

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !