9/11/2006
Dublaj Ve Adaptasyon
Temelius Paris'in içinden mi?
İSTEM ERDENER / Radikal
Gösterimde dublajları sebebiyle dikkat çeken iki film var. Biri dünyada gişe rekorları kıran Yüzüklerin Efendisi filminin ikinci bölümü: İki Kule, diğeri de Fransızların ünlü çizgi karakteri Asterix ve Obelix'in beyaz perdeye taşınmış bir başka macerası: Görevimiz Kleopatra.
İki Kule'de kahramanlarımızdan Sam, Türk destanlarında duymaya alışık olduğumuz tarzda bir Türkçeyle, "Acaba bizim hakkımızda da türkü yakacaklar mı?" diye sorarken, Görevimiz Kleopatra'da dünyanın en görkemli sarayını yapmakla görevlendirilen mimar zaten bizden biri olmuş bile. O kadar ki mimar Temelius (adından da anlaşılacağı gibi), laz aksanıyla Türkçe konuşuyor.
Kasklar ve zırhlar içinde bir Orta Çağ kahramanının ağzından çıkan
"Hanidir hemşireme bakarsın" lafı biraz fazla 'Türk' kalınca, belki de kafalar biraz karışıyor. Diğer yandan Mısır çöllerinde Kleopatra için çalışan, aynı zamanda özü itibarı ile Fransızlar tarafından yaratılmış bir karakterin, 'aslında bizim Temel olduğunu' görmek, ilk önce bir şaşkınlık yaratıyor.
İki Kule'nin dublajını, filmi getiren Umut Sanat üstlendi. Görevimiz Kleopatra da Umut Sanat ve Özen Film'in ortaklaşa getirdikleri bir film. Dublajı ise Özen Film tarafından yaptırıldı. Her iki şirketin de yetkilileri, dublajlardaki 'bizdenlik' için gerekçelerini açıkladı. Dahası, iki önemli film dağıtım şirketine göre, Türkiye'de tüm filmlerin dublajlı gösterilmesi gerekiyor. Tıpkı eskiden olduğu gibi.
"Tercümesi komik değil"
Özen Film'in sahibi Mehmet Soyarslan, Asteriks ve Obeliks: Görev Kleopatra için özel bir durumun söz konusu olduğunu söylüyor. Şöyle ki film dublajsız gösterildiği takdirde hiçbir şey ifade etmiyor, bir espirisi kalmıyor. Ayrıca Soyarslan'a göre dublajlı film göstermek demek, toplumun daha geniş bir kesimini sinemaya çekmek demek:
"Dünyanın pek çok ülkesinde, buna Fransa, Almanya gibi gelişmiş ülkeler de dahil, filmler kendi lisanlarında gösteriliyor. Bu bir dönem Türkiye'de de böyleydi. Türkiye'de dublajın çok yaygın olduğu dönemlerde bir Ferdi Tayfur, Adalet Cimcöz vardı. Bu isimler, yabancı kişilikleri bizden biri haline getirdi, sevilip benimsenmelerini sağladı. Dublaj ve adaptasyondan uzaklaşınca, yabancı filmleri, Türk filmi seyreder gibi seyreden izleyiciyi de gitti. Adaptasyon seyirciyle sinemacı arasındaki köprüyü canlı tutabilmeyi ve sinemayı sevmelerinin devamını sağlar. Anadolu'da sinemaya giden insan oranıyla, filmlerin Türkçe dublajlı olması arasında bir doğru orantı var.
Asteriks'in bu bölümünde espirilerin tamamı, güncel Fransız espirileri. Bunların tercümesi hiçbir şey ifade etmiyor. Örneğin Fransa'da şu sıralar halkın istemediği bir vergi türüyle alay ediliyor. Fransızcayı iyi biliyor olsanız da çeviri hali hiç komik gelmiyor. Filmin orjinalinde de aksanlarla
ilgili espriler var. Hem her ülkenin, fıkralar söz konusu olduğunda, bizim 'Karadenizli' diyeceğimiz tiplemeleri var. Asteriks'teki müteahhit de kaytarıcı bir adam, her şey kolayca olsun bitsin istiyor. Konuşurken hep kelimeleri karıştırarak başka şeyler söylüyor. Karadenizli taklitlerinde bu çok görülür."
"Dile sahip çıkılmıyor"
Umut Sanat Genel Koordinatörü Tekin Özertem, düşünce ve dilin beraber yürüdüğünü hatırlatarak, filmlerde dublajdan uzaklaşmanın, kendi kültürümüze de yabancılaşmak olacağını söylüyor.
"Diyalogları çeviren kişi, kitabı çeviren Çiğdem Erkal İpek. Bu yüzden dublajda da, altyazıda da kitaba sadık kalındı. Senkron uğruna bir değişiklik yapılmadı, hatta bazı yerlerde dilde hafifletmeler yapıldı. Hem Tolkien sevenler de Yüzüklerin Efendisi'nden bahsederken bu dili kullanıyor. Orijinal metinde Tolkien, bir grubu Orta Çağ İngilizcesiyle, bir diğerini Nordik lehçesiyle konuşturuyor. Bizde aksan genelde güldürü ögesi olarak kullanılır. O yüzden biz değişik grupların konuştuğu bu farklı dilleri, lehçe farklılıklarıyla veremezdik. Zaten kullanılan kelimeler de Osmanlıca değil. Günümüzde kullandığımız kelimeler. Bence dublajda ve altyazıda kullanılan dil, bu farklı kültürler arasındaki eşliği tamamen sağlıyor. Filmde kullanılan dili konuşan insanlar bu ülkede yaşıyor. Hemşire, cenk, budun sözcüklerinin nesi var? Ben bizim insanlarımızın diline yeterince sahip çıktığını ve bu dilin tatlarının farkında olduğunu sanmıyorum. Toplum genel olarak kendi diline ihanet içinde. Filmin dublajından rahatsız olanlar da, orada kendi dillerini gördükleri için rahatsız olmuş olabilirler.
İnsanlar bakkal demekten utanıyor, market diyor. Ya da yaptığının bilincinde bile değil. Dil düşünmektir. Doğru bir dil doğru düşünmektir. İnsanlar kendi dillerinden uzaklaştıkça, kendi kültürlerini de unuturlar. Ayrıca filmlerin dublajlı gösterilmesi, daha çok seyircinin sinemaya gitmesini sağlar."

0 yorum yazılmıştır