1/2/2007
Başrolde Filiz Akın
Sayın Pınar Çekirge çok yakında çıkacak olan ''Başrolde Filiz Akın'' kitabından bir bölümü bizlerle paylaşıyor.Kendisine teşekkür ediyoruz.
BAŞROLDE FİLİZ AKIN
PINAR ÇEKİRGE
Yıllar yılı sadece ünlü bir sinema sanatçısı olmaktan öte,‘zerafet, şıklık ve estetik gurusu’ olarak da bir toplumun kollektif varlığı, platonik tutkusu, önemli idollerinden biriydi Filiz Akın.Görünmez halatlarla bağlıydık O’na.Hayatımızın en kalıcı klişelerinden biriydi çünkü.
Rol aldığı yüz on yedi filmle izleyicisinin kılcal damarlarına nüfuz etmişti.Lirizmin en güzel yüzlerinden biriydi aynı zamanda. Hep o incelik, hep o kırılganlıkla gülümsüyordu perdede.Kırk beş yıl boyunca kitlelerin önünde kalabilmek, unutulmamak, eskimeden klasikleşmek..hep varolmak.
Star’dı.Star parlak ışığıyla gözlerimizi kamaştırmıştı bir kez.
İçimizde, bir yerlerde eksik bırakılmış, iğdiş edilmiş, korkutulup sindirilmiş sevinçleri, hüzünleri, neş’e ve elemleri yaşar kılıyordu sinemada.Hüzün en güzel onunla gövdeleniyor gibiydi. Narsistik eğilimlerimizin fotoğraflara, perdeye yansıyan en güzel tezahürüydü hiç kuşkusuz.
“Akasyalar Açarken “ filmiyle keşfettiğimiz o sarışın, güzel kadını “ Reyhan” filmiyle ilahe mertebesine çıkartıyorduk.
Beyaz orkideye eşlik eden anemonlar, pembe frezyalar.
Kenarları yıpranmış fotoğraflar, dergi sayfaları arasında, Antik Çağ bibloları kadar kırılgan bir zerafetle, hüzünle gülümsüyordu Filiz Akın.
Toplumsal hafızaya yerleşmiş bir imgeydi o. Dahası, toplumla doku reddi olmayacak bir imge/kimliğe sahipti.Asla aykırı bir parantez olmadı.Beyaz perdede kimi kez canlandırdığı yankesici, soyguncu kız tiplemelerinde bile.
1960’lı yılların hemen başında Türkiye’de modern, daha doğru bir ifadeyle post-modern popüler kültürün önemli prototiplerinden biriydi. Dahası, hayatımızın estetik, zerafet dekoratörüydü Filiz Akın.Nasıl derler, bir zerafet Odessa’sıydı adeta.Sette ilk tanıştıklarında, Salih Tozan’ın dediği gibi ‘emsalsiz papatya’.Bircan Usallı Silan’ın tanımıyla ‘beyaz orkide’.
Gün oldu trankizan gibi, ruhumuzu sakinleştirdi.Gönül çirkini düzene inat, sığındığımız bir vahaydı.Hayalden hayallere koşuyorduk filmleriyle.Onsuz bir dünya hiç kuşkusuz, kuru, yavan, lezzetsiz olacaktı. Fonda ılık bir melodi.Örneğin “ Les Feuilles Mortes“,” If We Were Free”.
Hatırlıyorum da,“Yumurcağın Tatlı Rüyaları” ( 1971 ) filminde yer alan düş sahnesi Filiz Akın’ın, seyircinin kollektif bilinçaltına yerleşmiş görüntüsünü perdeye taşıyor gibiydi.
Bembeyaz giysiler içinde, uzak bir gezegende, kraterler arasında gülümseyen bir melek.
Bir üst kimliğin, bir sosyal ve estetik olgunun doğrulanışıydı bu fotoğraflar.Güzelliğin, kültürün, zerafetin, çağdaş batılı kadının Türk toplumunda en önde gelen örneği, simgesiydi Filiz Akın.Ve bu simge yıllardan yıllara aynen geçip çoktan sonrasız bir hayata kavuşurken, yıldız oyuncumuz dördüncü hatta beşinci jenerasyonla da televizyonda üst üste gösterilen filmleri aracılığıyla kucaklaşmış olacaktı.O’nu sinema salonlarında da hiç izlememiş olanların bile ilk tercihinde yer alıyor oluşu elbette bir rastlantı olamazdı.Kuşaktan kuşağa aktarılan bir efsaneydi çünkü..ve aynı zamanda toplumbilimsel bir olgu.
Filiz Akın’ın nasıl ‘önemli – güçlü’ bir toplumsal fenomen olduğunun diğer bir örneği ise, hiç kuşkusuz 1960-70’li yılların ardından, 1992 senesinde yaşanır. “Güzelliklere Merhaba “ kitabının tanıtım afişleri billboard’larda yerini alır.Ve günlerce bu afişler ne yırtılır, ne gözleri, dudakları oyulur, ne kalemle bıyık, sakal çizilir.Çünkü Filiz Akın imgesi toplumun kolektif bilinçaltında kutsallığını korumaktadır.Aynı durum 2005 yıllarda “ Hayata Merhaba “ kitabıyla da devam edecek, ilgili kitabın tanıtım afişleri günlerce panolarda yerini hiç hasarsız koruyacaktır. Saldırgan cinsel dürtülerin yönlendirildiği bir nesne-kimlik değildir Filiz Akın.Tıpkı Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Belgin Doruk, Muhterem Nur gibi.Saygın, kutsal, değerlidir.Dahası, çevresinde aura yaratan bir kimliktir.Yarattığı özel aurası belli bir çekim alanı oluşturmuştur.
Güncel hayatta kadınların taklit ettiği, hatta kıskanmadan öykündüğü, örnek aldığı bir güzellik ve zerafet simgesidir Filiz Akın.Mazbuttur.Evlilikleri için bir tehlike taşımamaktadır.Üstelik aileden biridir.Evin ‘cici kızı’dır.Çok sevilir.
Halk arasında; ‘Filiz Akın / Cana yakın’, ‘ Filiz Akın / En Güzel Kadın’, ‘ Filiz Akın / Bize yakın’ tekerlemeleri oluşturulur.Bu tekerlemeler kitleler tarafından ‘benimseniş’in en güzel kanıtıdır aslında.
1969 Mayýs'ýnýn son günlerinde gazetelerde yer alan ;
“ Filiz Akın, uzun süredir tedavi gördüğü
Londra’da dün sabah saatlerinde hayatını kaybetti. “ haberi sonrasında yaşanan acıyı, şaşkınlığı şimdi nasıl hatırlamam ? Bir anda şok tesiri yaratan bu asparagas haber, hiç kuşkusuz , yüzlerce insanı üzüntüye boğarken gönüllerin ölümsüz kraliçesini ‘halkın sınırsız sevgi ‘ halesiyle bir kez daha taçlandırmış olacaktı.
Dönemine vurduğu damga, ‘ Bu filmde Filiz Akın da oynuyor mu ‘ sorusuyla neredeyse tescillenirken; Ses, Hayat, Artist, Pazar Mecmuaları’na kapak oluyor, röportajları arka arkaya sıralanıyordu.
Hiç kuşkusuz, Tanzimat’la birlikte başlayan, başlatılan batılılaşma hareketinin önemli bir örneğiydi Filiz Akın.Toplumun özlem duyduğu bir eksikliği tamamlıyordu. Bir yanda hayran sayısı genişlerken, kitlelerle kurduğu mesafeli ve saygıya dayalı ilişkisi de pekişmekteydi.
Atılgan Bayar “ Muazzez Tahsin’vari senaryolarda dolaşan bir varoluşçu” olarak niteliyor Filiz Akın’ı :
“ Filiz Akın, diğer kadın oyuncularla arasındaki farkı biraz da Dünya ablasına borçlu.Dünya abla, bir lise arkadaşı.Her küçük çocuğun kalbindeki büyük çocuklardan biri.Olağanüstü güzel değil.Ama çok çekici.Çok bilgili ve çok iyi konuşuyor.Hali tavrı da epeyce farklı.İşte o yıllarda Filiz Akın, okul yatakhanesinde arkadaşlarıyla Muazzez Tahsin okuyup ağlıyor, kovboy filmleri anlatıp kahkahalarla gülüyor.Bundan da çok mutlu değil ama.
“ Sonunda Filiz’in Dünya ablasına hayranlığı son raddesine ulaşıyor ve anahtar soruyu soruyor:’ Ben de senin gibi akıllı olmak istiyorum.Ne yapmalıyım? ‘
“ Arından Sartre, Camus, Beauvoir okumalar.Peki, şimdi bir düşünün: İnsan Muazzez Tahsin’in sulu gözlü romanlarını okumayı bırakıp Fransız varoluşçularına dalar, hemen ardından da oyuncu olup, Muazzez Tahsin kökenli senaryolarda oynarsa ne olur ?“ diye soruyor Bayar.
İşte Filiz Akın’ın yanıtı : “ (…) Ağlanmaı gereken bir yer var ama bana ağlanacak gibi gelmiyor..ama ağladım.Rejisörden bağımsız bir oyunculuk anlayışı denedim bazen.Kırgınlığımı göstermek için arkamı kameraya dönsem, seyirci senin yüzüne para veriyor, diye uyarırlardı.Ama benim anlayışım yanlıştı Kurallarına göre oynamak lazım..”
Atılgan Bayar devam ediyor : “Akın, yanlış yaptığını düşünüyor ama, belki de Türk Filmleri furyası arasından sıyrılmasını ve Filiz Akın olmasını bu yanlışa borçlu.“
Özellikle modernite ve batıya açık toplumsal kesimlerden hayranları vardý. Hayatı hiç bir zaman televoleşmemiş, özel yaşam ve kamusal varoluş arasındaki ince çizgiye özen göstermiş, basında kendisinden hep övgüyle söz etmişti.
Seyircide bağımlılık yaratan, hayran kitlesi tarafından korunma altına alınmış bir yıldızdı.
‘Filiz Akın adı ve ünü’ne duyulan saygıya güvenerek, asla şaşırtıcı çıkışları, polemik yaratacak beyanatları, pozları olmadı.Perdede tabuları zorlamadı.Tevazu sahibiydi.Her durumda saygın, elit kalmayı bildi.
Tüm medyatik kimliğine rağmen sağa sola veya diğer meslekdaşlarına laf atmadı.Kamera gördükleri her yerde konuşup, ahkam kesen, birbirlerini çekiştiren, kışkırtıcı, görgüsüz ‘medya maymunlarından biri olmadı.Ne gece hayatının sarhoş ıssızlıklarında, ne bir balkon ya da tekne güvertesinde üstsüz, tangalı yakalandı.Popüler kültür kalıpları içinde asla seviyesizliğe prim vermedi.
Katıldığı bir televizyon programında,” Belgin Doruk’u örnek almıştık kendimize” diyordu.
“ Belgin Hamın’ın seyirci ile kurduğu saygın, sevgi dolu ilettiğimi örnek almıştık.Öpüşmedik, yatağa girmedik hiçbir şekilde.Tabii, ilk bir iki filmimizde cici kızların böyle şeyler yapmamaları gerektiğini bilmiyorduk..”
Toplumdaki belirgin odak noktalarından biri olmasının yanında güncel hayatın önemli bir parçasında da yer almıştı.Örneğin, Kapalı çarşı da bir kuyumcu dükkanında, izdiham nedeniyle kelimenin tam anlamıyla ‘mahsur’ kalmış, polis eşliğinde saatler sonra, zorlukla arabasına bindirilebilmişti.
Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın.Onlardan bir önce Belgin Doruk, Muhterem Nur, Neriman Köksal, Sezer Sezin.Cumhuriyet tarihinin belki de ilk ‘superstar’ ünvanlı yıldızı Cahide Sonku.
Onlar hep olacaklar. Hep bizimle olacaklar.Yaşamımızdan hiç çıkmayacaklar.İçimizde kopan, kopartılan ipleri düğümlüyorlar çünkü. Hiç ihanet etmedik onlara.Yerlerine kimseleri koyamadık.
Kıyıda kalmış insanların iç dünyalarını, açığa vurulamayan, anlatılamayan, paylaşılamayan, telaffuz edilemeyen yaşamları, hisleri hep onlara yükledik.Dedim ya, sığındığımız, soluklandığımız vahalardı onlar.Neredeyse bir ömrün tamamı.Neredeyse bütün hayatımız.Bütün mazimiz.
1962 yılından bu yana, Türk Sinema Tarihi kadar toplumumuzda da en sadık kalınan hayallerden biridir Filiz Akın.Çiğ bir güzellik, hafiflik yoktur hatlarında..masumiyeti ve güzel olan her şeyi simgeler.Düşlerin taammüden katledildiği, romantizmin tüketildiği bir dönemde bile, Filiz Akın tıpkı çağdaşları gibi hayata, estetiğe, duyarlılıklara tutulan bir aynadır aynı zamanda.
Ertuğrul Özkök belki de Filiz Akın imgesini en doğru biçimde özetler : “ Modernitenin doğuşunu haber veren ilk sarışın ikonumuz.Güzellik, iyilik ve zekayı birleştiren sarışın Mona Lisa’mız.” Muhittin Sirer ise ” Güzel dendiğinde gözlerinin önünde onun silueti beliren herkes olarak... “ diyerek son noktayı koyar aslında.
Sinema kapılarında insan saçakları....
Pınar Çekirge, (1960)Türk yazar ve araştırmacı.
1960 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi`ni bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü'nden "The MMPI Pprofiles of the Male Homosexuals" (1986) başlıklı master teziyle mezun oldu.
Halen "Türk Sinemasında İkonografik Bir değer olarak Filiz Akın " adlı bir araştırma kitabı üzerinde çalışmaktadır.
Eserleri
- Yalnızlık Adası'nın Erkekleri (1991-Altın Kitaplar)
- Marjinal Kadınlar (1992- Altın Kitaplar)
- Marazi Aşklar (1992 - Cep Kitapları)
- Niçin İntihar ? (1996 - Altın Kitaplar)
- Öteki Kadın (1997 - Cep Kitapları)
- Ajda Pekkan - Profili Olmayan Kadın (Cep kitapları - 1998)
- Üvey Anne Efsanesi (Benseno Yayıncılık - 2002)
- Sahne Tozu (Benseno Yayıncılık - 2003)
- Adı Diğer Kadın (An Yayıncılık - 2003)
- Gizli Defter (Benseno Yayıncılık - 2004 )
- Tuzla'da İktisadi Faaliyetler ve Arazi Kullanılışı (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi - 1982)
- The MMPI Profiles of the Male Homosexuals (Boğaziçi Üniviversitesi - 1986)
Her an intihar edebilecek bir yapıya sahip olduğunu gizlemeyen ve bunu her fırsatta dile getirmekten kripto bir haz alan yazar, içe kapanık olmasıyla dikkat çeker.

0 yorum yazılmıştır